EFSAD’da 20 Ocak – Belgesel Fotoğraf Günleri: ADRES BULUNAMADI

EFSAD’da 20 Ocak – Belgesel Fotoğraf Günleri: ADRES BULUNAMADI

Yazan: EFSAD | 17 Ocak 2017

ESKİŞEHİR BELGESEL FOTOĞRAF GÜNLERİ kapsamında bu hafta, Kentsel dönüşüm olgusuna odaklanan 11 hikaye izleyeceğiz. “Adres Bulunamadı” başlığı altındaki bu 11 gösteriyi arka arkaya izleyeceğimiz etkinliğe tüm fotoğraf severler davetlidir.

20 Ocak Cuma 19:00

Özdilek Sanat Merkezi

Kent mekanları, zaman içerisinde artan nüfus, doğal afetler, çarpık yapılaşma nedeniyle eskir, yıpranır. Bu durum değişime uğrayan bölgenin fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarını belli kıstaslar çerçevesinde yeniden yapılandırmayı zorunlu kılar. Tam da bu durumda küreselleşen sermaye, zaten kendisinin oluşturduğu bölgelere yeniden pazarlayabileceği bir meta olarak yaklaşır ve en yüksek getirinin peşine düşer. Elverişsiz konutlarda ve kötü şartlar altında yaşamak zorunda kalan kent yoksulları, iktidarı yanına almış sermayedarlar tarafından evlerinden ve mahallelerinden zorla tahliye edilerek şehrin dışına atılır. Bazen de mülk sahipleri kendi rızalarıyla mekanlarını belli bir bedel karşılığında, hatta borçlandırılarak sermayedarın ellerine bırakır. Böylelikle mahalleler, yoksullardan yalıtılmış güvenlikli sitelerle, lüks mekanlarla, dev alışveriş merkezleriyle, gökdelenlerle kuşatılırken kent kültürü ve hafızası da altüst olur.

Pekin İnsan Tiyatrosu  03’34”  Ambroise Tezenas

Sulukule    04’03”  Bruno Zanzottera

Gidenler, Yitenler   06’38”  Fahri Aksırt –  Mustafa Sarı

Merdiven Boşluğu 05’35” Tariq Zaidi

Kamp Armen  05’15” RED Fotoğraf

Tarlabaşı  06’58” Fatih Pınar

Birebir Ölçek 03’00” Antoine Bruy

Kadifekale ve Kentsel Dönüşüm 10’02” Sinan Kılıç –  Serkan Çolak

Cennette Kaybolmak  03’02” Lek Kiatsirikajorn

Kıyıda 09’00” Aykan Özener

 

Pekin İnsan Tiyatrosu 

Yüzyıllık komünist sistemin ardından, Çin’in liderleri, tüm sermayelerini dünyanın süper gücü olmak için harcıyorlar. Devletin kontrolünde, tarım ekonomisinden, kentsel endüstriye geçişiyle birlikte kendine yeten ekonomi modeliyle dünyaya açıldı. Böylece çok uluslu bir ‘El Dorada’ (Altın Şehir) haline geldi. Artık bu yeni dönem, yeni yerleşimlerin inşasını beraberinde getiriyor. Pekin 10 yıldan kısa bir süre içinde Paris’in merkezi alanı kadar bir bölgede yıkılıp yeniden inşa edildi. 1267’de Moğol Yuan Hanedanı’nın İmparatorluğun başkenti olarak kurduğu bu kent, başka hiç bir tarihi başkentte olmayan şekilde bir hız ve ölçekte yeniden modellendi. En çok 30 yıl önce Pekin, tek katlı ve oyulmuş evlerden oluşan büyük köylerden ibaretti. Eski yerleşimler yıkılarak yerlerine büyük bina blokları ve bulvarlar inşa edildi. Bu yıkım sırasında yerli halk, evlerini zorunlu olarak satarak, şehir merkezi dışına, sağlıksız ve uzak banliyölere taşınmaya zorlandılar.

 Sulukule

Sulukule en eski roman kalıcı yerleşimlerinden biridir. İstanbul’un merkezindeki bu yerleşim, şehrin yöneticilerinin rant projelerinin ilk kurbanlarından biri olmuştur. Bu “kentsel dönüşüm” projesi eski evlerin yıkılmasına ve oturanların da kimliksiz daha modern yapıların bulunduğu semtlere sürülmelerine neden oldu. Bu kent ve sermaya yaklaşımı Erdoğan ve hükümetinin de seçilmesiyle, İslam ile Modern Kapitalizm’in ilk evlilik deneyi oldu. Şimdi eski evler yıkıldı, eskiden oturanlar başka yerlere dağıtıldılar ve sonrasında yeni evler yapıldı, proje ise kaçak olarak ilan edildi.

 

 

Gidenler, Yitenler   

2013 yılının ilk aylarında Yenimahalle-Şentepe’de adına “Kentsel Dönüşüm” denilen şey, çok hızlanmıştı. Bir grup öğrenci ve öğretmenle inşaatların arasında geride kalmış gecekondular  ve yaşamları fotoğraflamaya ve kendiliğinden gelişen bir şekilde, dönüşüme kapılıp gitmiş insanlarla konuştuklarımızı kaydetmeye başladık. Evet, belki de dönüşüm, bu bölge için gerekliydi. Kapı önlerinde hala eski mahalle yaşantılarını sürdüren kadınlar başta olmak üzere birçok insan  gecekonduda yaşamanın zorluklarını hemen sıralamaya başlıyordu.

Fakat zorlukların anlatımını mahalleli olmanın geçmişte kalan güzelliğine dair hikayeler takip ediyordu. Biz bir süre sonra çok büyük çaplı bir meseleye el attığımızı fark ettik. Devasa apartmanların önlenemez yükselişini anlamaya çalıştık.

 

 

Merdiven Boşluğu 

Phnom Penh, Cambodia’da Beyaz Bina. 

Phnom Penh’de herkesçe bilinen ve kısaca “Bina” olarak adlandırılan 468 dairelik Beyaz Bina, Kamboçya fakir ve orta sınıfa hitap eden, ilk çok katlı kentsel modern yaşam girişimi olarak 1963’de açıldı. Kamboçya’nın bağımsızlığı sonrasında, ülkenin bir mimari rönesans örneği olarak gösterilmekteydi. İlk açıldığında sakinleri daha çok sanatçılardı. Kızıl Khmer rejimi sırasında bina zorla boşaltıldı. Rejim sonrasında ise evler bir çok farklı kesimden insan tarafından kiralandı. Phnom Penh’de çok rastlanılan, sefalet, seks işçiliği, uyuşturucu ve küçük suçlarla ilişikilendirilen düzensiz topluluklarının faaliyetlerini örten bir yer olarak algılandı. Ancak orada aralarında geleneksel dansçıların, zanaatkarların bulunduğu 2500 kişilik şehrin en canlı topluluklarından biri olan, tüm kentin bir mikro evreni bulunuyor. Kısa bir süre önce ilk gerçek gökdeleni yapılan ve hızla gelişen Phnom Penh’de, belediye başkanının büyük planları neticesinde, 2014 Eylül’ünde derhal yıkımına karar verildi. Yerine lüks bir otel yapılacağı söylenen Beyaz Bina sakinleri artık gelecek korkusuyla yaşamaktalar. Bu belgesel Kamboçya Phnom Penh’deki Beyaz Ev yaşayanlarının hayatlarını anlatıyor.

 

Kamp Armen  

Devlet tarafından el koyulan Ermeni mülklerinden biri olan ve aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu 1500 çocuğa ev sahipliği yapan Kamp Armen’in geçmişi, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi’ne uzanıyor. Kilisenin birkaç öğrenci barındırabilen yetimhanesinin mevcudu artmaya başlayınca, bodrum katındaki yetimhaneyi taşımak için yeni bir arazi aranmasına karar verilir. 1962’de ilgili tüm izinler tamamlandıktan sonra Tuzla’daki kamp alanı, o günkü sahibi Sait Durmaz’dan satın alınır ve tapusu vakıf adına tescil ettirilir. Takip eden yaz boyunca yüzlerce çocuk çalışarak, kampı kendi elleriyle inşa ederler. 

Ne var ki, 1974’te Yargıtay Genel Kurulu’nun da alınan kararı onamasıyla, açılan davalarda cemaat vakıflarının 1936’dan sonra edindikleri taşınmazların çoğuna el koyulur. 1979’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’ndaki tapunun iptali ve eski sahibine verilmesi için açtığı dava sonucunda, kamp arazisi vakfın elinden alınarak eski sahibi Sait Durmaz’a, üzerinde inşa edilmiş tesisle birlikte geri verilir. 2011 yılında değiştirilen kanun ile azınlık vakıflarının el koyulan mülklerinin iade süreçleri başlasa da Kamp Armen, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce bu sürecin dışında bırakılarak başvurusu reddedilir. 

Tapuda görünen sahibi tarafından 2015’in Mayıs ayında dozerler sokularak yıkımına başlanan kampın haberlerinin sosyal medyada yankılanmasıyla başlayan nöbet eylemi, Ekim 2015 itibariyle halen devam ediyor. Binadaki sağlam kalmış odalar ile bahçeye kurulan çadırlarda kalan ve sayıları her gün değişen direnişçiler, Gezi Parkı’ndakine benzer bir kolektif yaşamı burada da inşa etmiş durumda. Her gün kendi aralarında iş birliği ve dayanışmayı düzenlemek adına forum kuruluyor, güncel durum ve ihtiyaçlar Facebook ve Twitter sayfalarından yayınlanıyor. 

Yapılan çağrılar ve hafta sonları düzenlenen etkinlikler ile de, şehir merkezinden uzaklığı sebebiyle ulaşımı zor olan kampa desteğin arttırılmasına çalışılıyor. Kampta eskiden öğrenim görmüş öğrenciler ise, anılarına ve tarihlerine haftalardır sahip çıkan direnişçilere fırsat buldukça erzak taşıyıp yemek yaparak destek olmaya çalışıyor.Hukuktaki boşluk sebebiyle bugün durumu netleşmeyen kampın tapuda görünen sahipleri, ödenen paranın iadesi durumunda, araziyi  satabileceğini söylüyor. Kendi mülkü için ikinci kez para ödemek durumunda bırakılan Kamp Armen ise, bu hukuksal boşluğun yine devlet tarafından doldurulmasını ve arsa bedelini devletin ödemesini talep ediyor.

 

Tarlabaşı  

Niyetim, Kentsel Dönüşüm adı altında varsılların daha çok rant sahibi olması için insanların yaşam alanlarının baskıcı bir tavırla ellerinden alınmasına karşı çıkmak ve steril, turistik ‘disneyland’lar yaratılmasının önünde durmak. Bir fotomuhabiri olarak bu durumda kaybedeceğimiz değerlerin neler olduğunu anlatabilmek. Belgesel fotoğrafın asıl işlevi, bu kadar kısa zamanda haksızlık ve eşitsizliklerle dolu bu kadar hızlı bir değişimi belgelemek suretiyle bu haksızlığın önüne geçecek bir hareket yaratabilmektir. Bu aynı zamanda egemen güçlerin dünyanın sahibi olmadıklarını göstermekle ilgili bir tavırdır.

 

 Birebir Ölçek 

Kent mekanları, zaman içerisinde artan nüfus, doğal afetler, çarpık yapılaşma nedeniyle eskir, yıpranır. Bu durum değişime uğrayan bölgenin fiziksel, sosyal ve çevresel koşullarını belli kıstaslar çerçevesinde yeniden yapılandırmayı zorunlu kılar. Tam da bu durumda küreselleşen sermaye, zaten kendisinin oluşturduğu bölgelere yeniden pazarlayabileceği bir  meta olarak yaklaşır ve en yüksek getirinin peşine düşer.

 Elverişsiz konutlarda ve kötü şartlar altında yaşamak zorunda kalan kent yoksulları, iktidarı yanına almış sermayedarlar tarafından evlerinden ve mahallelerinden zorla tahliye edilerek şehrin dışına atılır. Bazen de mülk sahipleri kendi rızalarıyla mekanlarını belli bir bedel karşılığında, hatta borçlandırılarak sermayedarın ellerine bırakır. Böylelikle mahalleler, yoksullardan yalıtılmış güvenlikli sitelerle, lüks mekanlarla, dev alışveriş merkezleriyle, gökdelenlerle kuşatılırken kent kültürü ve hafızası da altüst olur.

 

Kadifekale ve Kentsel Dönüşüm 

Aristo ,Politika eserinde  “Şehir aynı insanların yaşadığı yer değil, farklı insanların oluşturduğu ortak alandır.” der.

Sulukule, Ayazma, Dikmen Vadisi, Tarlabaşı gibi devlet eliyle soylulaştırılan, yoksul ve emekçi kesimlerin kentlerin dışına itilmesiyle sonuçlanan projelerden sonra, İzmir’deki yerel yönetimin kentsel dönüşümde tüm ülkeye örnek olacağını savunduğu Kadifekale’deki gelişmeleri içeriden takip ederek belgeleme çalışmaları yaptık. 

Konunun tarihsel gelişimine baktığımızda bölge, 2003 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ‘Afete Maruz Bölge’ ilan edildi. 20 Temmuz 2006′da kamulaştırma kararı alınarak, 2007 yılı Eylül’ünde yıkımlara başlandı ve Ocak 2012 itibariyle 1857 adet yapı yıkıldı.

 

Cennette Kaybolmak  

Cennette Kaybolmak” Lek’in yeni tamamladığı bir çalışmadır. Projede çalışmak için Bangkok’a kırsal bölgelerden gelen işçilerin üzerinde duruluyor. Kimseye ait olmayan bu yarı-kentsel arazilerde paradoksal olarak doğa otoritesini yeniden kuruyor. Lek, bu görüntüler sayesinde modern Tayland için bir alegori sunmayı amaçlamaktadır: öyle ki ülke bir bütün olarak, tıpkı daha iyi bir yaşam arayışı içinde arkasında tarım geçmişini bırakan bu işçiler gibi, kaybolan tarihsel geçmişini de arkasında bırakmış durumdadır.

2012 fotoğraf bursuna hak kazanan üç fotoğrafçıdan biri olan Lek ,“Lost In Paradise” projesini Paris’ Quai Branly Müzesi’nin desteği ile üretmiştir. Bu serinin 22 fotoğrafından 15’i Ekim 2013’te müzenin kalıcı koleksiyonuna eklenmiştir.

 

Kıyıda 

Başlarda, uzun bir süre Fevzipaşa’nın kenarından akıp giden Sarıçay kıyısında fotoğraflar çektim. Mahallenin yaşamının ufak yansımalarını yakalamaya çalıştım. Kıyıdan içerilere baktıkça, bir girdap gibi içine çekti beni. Türkiye Romanlarının İstanbul Sulukule’den sonra, yoğun olarak yerleşik hayat sürdürdükleri ikinci yer burası.  Fevzipaşa Mahallesi, kentin ilk yerleşim alanı. Mahalle, İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra boğazların korunması amacıyla 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan, Çimenlik Kalesi’nin yanında kurulmuş. Fevzipaşalı Romanlar atalarının Çimenlik Kalesi’nin yapımında çalıştıklarını ve Fatih’in izniyle buranın kıyısına yerleştiklerini söylemektedirler. Orta yaşın üstündeki Çanakkaleliler, çocukluklarında bir çok Roman arkadaşları olduğunu ancak mahalleli ile kentlinin giderek ayrıştığını, ve mahalle insanının kendine Sarıçay ve Boğaz kıyısında izole bir yaşam seçtiklerini ifade etmektedirler. Bu durum tamamen kendine has bir kültürün sürmesine yol açmış. 

Sonrasında “kentsel dönüşüm süreci”  bu bölgede de dillendirilmeye başladığında, gördüğüm kültürel zenginliği -gerçekten kapalı ve birlikte yaşayamazlarsa,  yok olacağına inandığım şeyleri- belgelemeye yoğunlaştım. Uzun süre tamamen yabancısı olduğum hayatlara,  yakından bir bakış fırsatı sundu bu çalışma.  Belgeleme süreci; Fevzipaşa Mahallesini ve Fevzipaşalı Romanları tanımaya ve anlamaya, onların görsel tarihini tutmaya yönelik, bir çaba olarak da okunabilir.“Görebilecek kadar kıyısında, vakti gelince de çekip gidebilecek kadar uzak olmak istediğim bir hayata aitti gördüklerim…”



Sergi
seminer
nerede ikinci el ziyaretci defteri
Tüzük
Fotoğraf Yazıları




EFSAD mail grubuna üye olunuz
e-mail:

 

Arşivler






İletişim


Site Tasarım: Tamer Çevik
iletişim tamercevik@gmail.com

Positive SSL