FOTOĞRAF, GELECEK, GELECEK KURGUSU VE YARATICILIK:


 Gelecek” gerçekliği, zaman enerjisinin kaçınılmazıdır. Nesneldir, bilimseldir. Kuşku duymaksızın, “an an şimdileşen” gelecek, ağırkanlı ivmesiyle fazla duyumsanmayıp, farkedilmeyendir. Bu yüzden ve çocukluk dönemi biçimlendirilen metafizik esaslı “kişilik kalıplarından” dolayı, “yeni, değişken gelecek kurgusu ve gelecek tasarımı, hedefi, ereği,” normal-sıradan insanlarda, etkin ve baskın öğe durumunda değildir. Onlar, “kadere kısmet” ile yaşamaya mahkum edilmiş olanlardır. Fotoğraf, insanın gelecekle olan ilişkisini, yeniden “sorgulattıran, değiştiren” en etkin estetik iletişim dilidir.

 Her fotoğraf karesi bir karardır. Her karar bir seçimdir. Hiçbir insan: felsefesi, inançları, ideolojisi, ahlakı, dünya görüşü, sınıfının kültürel omurgası dışında seçme yapamaz. Ama fotoğraf, insanın kendi felsefesi dışındaki görüşleri, inançları, felsefeleri bilmeye, anlamaya, görüp GELECEĞE yansıtmaya sağlayan,  ender estetik güçtür.

   Her şimdi, “geçmişleşecek bir gelecektir.” GEÇMİŞ, ŞİMDİ, GELECEK arasında varolan diyalektik bağa karşın; sıradanlık, normallik için günlük sorunların “hay-huyları,” yaşamı belirleyip-sürüklemektedir. O anı, yani “şimdiyi” ağırlıklı olarak geçmişin verileriyle, “değiştirmeden, sorgulamadan, yargılamadan” yaşayan tüm kişilikler; normal-sıradan insan yapılanışlarıdır. Bunlar, şimdiyi, “geçmişten taşıdıkları” değer, ölçü, anlam, ilke kalıp ve güçleriyle tüketenlerdir. Şimdiyi, o an için “yaşanabilir” ve kendi özgül koşullarıyla sürdürülebilir kılmak, o anın sorunlarıyla “haşır-neşir” olmak, normalliğin-sıradanlığın tipikliğidir. Bu ise, eninde-sonunda GEÇMİŞİ ŞİMDİLEŞTİRMEK (olana-bitene dayanarak) yani olanı “muhafaza etmekle” sonuçlanmaktadır. (Bu bir emperyal propaganda koşullandırması olarak; ‘insan gençken anarşist, orta yaşta sosyalist, olgunlukta muhafazakar olur’  biçimindeki deyiş, değişmez bir gelecek tasarımı, her kültüre aşılanmaktadır.) Fotoğraf ise, GEÇMİŞİ GELECEKLEŞTİREN bir gerçekliktir. Bu ise “anımsama, kıyaslama, tartma, yerme,  değerlendirme” olanağıdır. Ayrıca fotoğrafçı, çektiği şimdinin, anın, GELECEK DEĞERİNİ, YÜKÜNÜ, ANLAMINI kestirip, yakalayandır. Yani “görüntü avcılığı” aynı zamanda GELECEK AVCILIĞIDIR.

  Yaratma gücü, her görüntü seçmede (Başarılı veya başarısız.) yansır. Ereğinin bilincinde, neyi, nasıl, niçin istediğini kavramış birinin, sınırsız görüntü olanakları içinde, yapacağı her seçme, kişinin geliştirdiği gelecek tasarımına ve yaratma gücünün seviyesine denk düşer. Fotoğrafla ilişkilenmek, kaçınılmaz olarak gelecekle ilişkilenmektir.

  Fotoğrafta geliştirilmiş yaratıcı yaşam, asla bir “fütürolog” (gelecek bilimcisi) yaşamı değildir. Yani, geleceği bir meslek olarak, değerlendirip, işlemek, yaratıcı yaşamın işi değildir. Ama fotoğraf çeken için gelecek, hem bireysel, hem de toplumsal acıdan ilgi ve eylem alanı içindedir. Tüm görsel sanat dallarında olduğu gibi, fotoğrafta da bireysel acıdan, gelecek, yaratıcı yaşamın “olamazsa olmaz” önkoşuludur. Yaratıcı yaşam, “gelecek tasarımı, gelecek kurgusu” ile sanat-tasarım dünyasına girer.  Herhangi-birilikten, sıradanlıktan ayrılış, kişinin GELECEKTE, “farklı, iddialı, özel, özgür, özgün biri” olacağına inanmak ve bu hedefe kilitlenmek, bu kurguda katı bir “kararlılık” içinde olmakla başlamaktadır. Bu fotoğraf sanatında öylesine bir “evliliktir ki,” tüm gelecek oluşumu kurgusunda, geri dönüşsüz bir niyetlilik içerir. Fotoğraf, yaratıcı kişilik geliştirmeyi adeta zorlar. Fotoğraf çektikçe kişi değişir, değiştikçe çektikleri de değişir. Fotoğraf, görüntü avcılığı, öylesine bir “tiryakilik” oluşturur ki; GELECEĞE İLİŞKİN HEDEF-EREK oluşturup, insanın buna etiyle, kemiğiyle inanarak,-baş koymasını yaratır.

Her seçim; “şimdi, orada” oluverenin, bulunanın sorumluluğunu, geleceğe taşıyan bir duygu-bilinç bütünlüğünün göstergesidir.

  Geleceğe ilişkin,  bir hedef, fikir, tasarı, ütopya taşımayan insan; koşullara, “alın yazısına/kadere,” ortama uymuş, çocukluk dönemi kişilik öğeleriyli sürüklenen olarak yaşayandır. “Estetik özne, özgür kendi” olmak “farkındalık bilincine” ulaşmak, yaşamında gerçekleştirmek istediği (onu yücelten, geleceğe taşıyan, evrensel ve ölümsüz kılan) bir ereği gerekli kılar. O, insanlığa, kültüre katılım sağlayan, kendi’nin seçtiği bir “GELECEĞE SOYUNMUŞ” insandır. Kendiyle, doğayla, yaşamla, “üretme ve katılma” temelinde, sıra dışı ilişkiler kurmak; GELENEKSEL YAŞAMIN akışına uymamak, “sürüleşip sürünmeye” bir meydan okumak, bir “razı” olmamaktır.” Fotoğraf, açık ve net olarak böyle bir yaşama insanı zorlar, hatta güdüler. Geçmişi ve şimdiyi, “gelecekte ölümsüzleşme” için yaşama, yaşama katma toplumsal ortamın (sınıfsal konumun) sunduğu “olanaklara” esir olup, “şimdi de yitmemedir.” Fotoğraf hem çekenin kişiliğine, hem de kayıt edilen görüntüyle GELECEĞE BİR MÜDAHALEDİR. “Kimse olmayandan” kurtulmak, gelecekle ilişkili yeni bir kişilik örgütlemedir.

Her görüntü seçme; bir şeye, bir ana ait olanın yansımasıdır.  Ama, özel ve estetik seçme gücü, ait kılma ve oldurma egemenlikleri tarafından “aitleştirilemeyen” özgünlüktür. Bu ise kaçınılmaz olarak özgürleşmek gerekliliğidir.

  Sanatçının-tasarımcının gelecekle ikinci ve çok önemli bir ilişkisi, yaratıcılığın, GELECEĞE İÇİNDE TAŞIYAN güzel nesne olmasıdır. “Yeniye açık olmak, sürdürebilirlilik, geçmişe meydan okuyan ileri bir bireşim oluşturma, taklit ve kopya olmama,  olabilirliliği en gerçekci olarak duyumsayıp, biçimlendirerek varlıklaştırma” gibi nitelikler; yaratmanın-bulmanın gelecekle olan sıkı bağlantılarını içermektedir. Estetik arınma süreci ve kişiliğin-beynin yaniden örgütlenmesi, geleceğin yaniden biçimlendirilip, tasarlanmasıdır. Fotoğrafla evlenmek, gelecekle yeniden, yeniden ilişkilenip, etkinleşmektir.  Böyle bir kişiliğin ürettikleri ise, ne geçmişin “tam tekrarı,” ne de “salt şimdinin” çözümlemesidir. Onun üretecekleri, geçmişi ve şimdiyi içinde taşıyan, ama “geleceğe de hitap eden,” ileri olan, yeni olandır. İşte fotoğrafı ve fotoğrafçıyı evrensel kılan ana bir özellik, gelecekle olan bu somut bağdaki etkinliktir. Dolayısıyla evrensellik, “değerini devam ettirerek varolmanın bir sonuç özelliği” olarak, gelecekle yaratıcılığın ilişkisinde,  temel bir niteliğini oluşturmaktadır.

   Bildik, alışık, koşullanılmış olandan bulunmamışlara, söylenmekten, açıklanmaktan korkulanlardan fark edilmemiş gerçeklere kadar,  en yalın, en kestirme, en nesnel yansıtma olanağını insana fotoğraf sunmaktadır. Bu GEÇMİŞİ SÜRDÜRMEYE BİR MEYDAN OKUMADIR. Ama hem ben bilincine varan, hem de benin dışına çıkabilen kişilik bireşimleri, ancak cesaretle ileri, farklı, değişik ve GELECEĞE HİTAP EDEN seçmeleri başarabilir. Çünkü insan, kendi varoluş değerlerinden öte, bir ölçümlemede bulunamaz. Sıradan insanın, fotoğraf çekme ortalaması arttıkça, seçiciliğinde de hızlı ve etkileyici bir gelişme olur. Bu aslında, fotoğrafın, insandaki yaratıcı yanları açığa çıkaran etki gücünün “pratik gerçekliğidir.” Görmemeye koşullu olanlar, “çıplak gerçekleri” asla göremezler. Ama sanata en büyük ihanet ve saygısızlık, gördüğünü ve ayırt ettiğini bilinçli olarak seçmeme ve geleceğe taşımamadır.

  Yaratıcı kişiliğin tüm öğeleri, günlük yaşamın sorunlarına ve çocukluk döneminde giydirilmiş role göre biçimlenmez. Yani yaratıcı kişiliğin yapılanışı, geçmişe ait taşların temellendirilmesine dayanmaz. Bu geçmiş yapıdan hem nicelik, hem de nitelik olarak YENİDEN DOĞUŞU, geleceği kapsayanı “ileri bir biçimlendirmeyi” içeririr. Bu emek ve çalışmayla örgütlenen, tam olarak bir GELECEK KURGUSUNUN ve TASARIMININ yaşama geçmesinde; fotoğraf aşkının etkisi, inanılmaz boyuttadır.

 Seçilmiş her görüntü: ne kertede kaynağın özgüllüğüne ilişkin bir gerçek olursa olsun, seçicinin kişiliğine uygun bir anlamlandırmanın ve bu kapsamda da bir “kendini gerçekleştirmenin” dilidir. Yaratıcı benlik, estetik ruh, özdeşleşmeci gönül gelişip derinleştikçe, görüntü seçmede de özgün ve yaşayan bir dil, kişinin hem GELECEĞE KALMA İSTEMİNİ, hem de, GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIMA bilincini, motor güce çevirir.

  Geçmişin, insanda yansıyan temel tipikliği; BELLEDİKLERİNİ TÜKETEREK YAŞAMAYDIR. Kuşkusuz bu cins, cinsellik ve emek sömürüsünün, ete-kemiğe işleyen bir koşullanması, güdülenmesidir. Bunu “kırmak” bu yasaklı bağımlılıklardan kurtulmak, GELECEKLE YENİ, FARKLI BİR İLİŞKİ KURMAKTIR. Fotoğraf, insanın bu yanına müdahale eder. Kişi “sürdüren, koruyan, muhafaza eden” olmaktan çıkar. Yaşamı anlaması, algılaması, sezmesi, merakları, kurma ve tasarlaması değiştikçe, GELECEKLE OLAN İLGİSİ ve İLİŞKİSİ DE değişir.

Her seçim; “şimdi, orada” oluverenin, bulunanın sorumluluğunu, geleceğe taşıyan bir duygu-bilinç bütünlüğünün göstergesidir. Her estetik seçme; soran, sorgulayan, meraklı ve farkında olan, gözlemleyen bir bilincin göstergesidir. Görüntünün doğrudan teknik ve teknolojik olanakları, fotoğrafı estetik kılmaz. Kalıcı, başarılı, tüketilemeyen görüntü, içindeki emek “yoğunluğu” ve çekenin ona eklediği değerlerle özdeştir.

Kendi olmayan insanın görüntü seçmeleri; öz, içerik, anlam, bildirim boşluğunu, hiçliğini örten, gizleyen “ağdalı biçimcilikten” öte gidemez. Her görüntü seçimi, bir bilinci temsil eder. Farkındalık bilincinin niteliği, farkına varılacakların niteliğini ve sınırını belirler.

Yaşamı anlamlı bulmak özgür oluşla, anlamsız bulmak esaretle ilgilidir. Ama her estetik görüntü seçme, anlamsızlığa, anlamsız kılınanlara, kirlenmelere, yabancılaşmalara karşı bir başkaldırı eylemidir. Bu ise, geleceğe yönelik bir değişme ve gelişmedir.

Her seçme anı, yakalamanın, fark etmenin coşku ve esrimesini en uç hücrelere kadar yayar. Bu “estetik hoşun, zevkin, keyfin” yaşama katılımıdır. Derindir. Yüzeysel hazlar gibi “gel-geç” değildir. Seyirciye sunumun da ise; ayrı tat, seçiciden izleyiciye, etkin olarak yayılan olur. Buda kalıcılığı, katılımcılığı üretmenin, geleceğe taşımanın evrensel “keyifliliğidir.”

Seçilmiş her görüntü, aynı zamanda diğerlerinin sınırlarını korumadır. Bu sınırların başkaları tarafından tanınıp, anlaşılmasını sağlama, GELECEĞE BİR KATILIM, GELECEKLE BİR ETKİLEŞİMDİR.

Görüntü avcılığında”, estetik başarıyı getiren ana niteliklerden biri, bireyin kendine, başkalarına, topluma, doğaya bakış biçemi ve felsefesidir. Kişi bunlardan bağımsız seçme yapamaz. Her fotoğraf karesi, bir karardır. Her karar bir seçmedir. Her seçim ise, bir felsefenin ve gelecek yorumlamasının göstergesidir.

Görüntüyü oluşturan kaynağın kendisi, asla estetik değildir. Onu estetik varlık durumuna getiren, seçip, kaydedenin, öznellik alanından ona ekledikleridir ki: her fotoğraf öznel bir biçimlendirmenin GELECEĞE TAŞINMASIDIR.

Estetik, kalıcı, katılımcı güzel nesne üretmede başarı; kulluk, bağımlılık, yabancılaşma koşullanma ve özümsemelerini aşmayı göze alma ile olasıdır. Bu ise doğrudan geleceğe, kadere olarak kemikleştirilmişlere bir müdahaledir.

BİLİYOR MUSUNUZ? AY AYDINLIĞI, KARANLIĞIN OD’UDUR.(ATEŞİDİR.)

 

 

           

Previous efsad.org.tr YENİ TASARIMI YAYINDA
Next FOTOĞRAF SANATINDA ÖZNELLİK, NESNELLİK VE BAŞARI: