FOTOĞRAFÇI, ESTETİK, ETİK VE YARATICILIK


FOTOĞRAFÇI, ESTETİK, ETİK VE YARATICILIK

Faruk ATALAYER

Fotoğraf, insan yaşamının bilgeleşmesine etkin bir katılım sağlarken, aynı zamanda da fotoğrafcıyı bilgeleştirir. BİLGECE YAŞAM ile, BİLGELİK YAŞAMI, ne sanattan uzaktır, ne sanatla çelişir. Sanatsal yaratıcılık alanlarında; erdemden, bilgelikten uzak ya da erdemle, bilgelikle çelişen bir yaşamın “estetik değer üretmesi” olası değildir. Yaratıcılıkla özdeşleşen bilgece bir yaşamla, yaşamın bilgeleşmesi iç-içelik içerir. Sanatın, sanatçının ululanmasında ve evrenselleşmesinde;  hem sanat ürünlerinde hem sanatçıda, hem de sanatın algılanmasında, estetik ve etik kaygıların varlıklaşıp, yansıması kaçınılmazdır. Felsefeninde ana disiplinlerinden olan etik ve estetik, sanat ürünlerinde ve yaratıcıdaki yerinin, değerinin belirlenmesini de gerekli kılar. Bu “öncelikten” fotoğraf “muaf” değildir. Aksine kullanıcı sayısının inanılmaz ölçekte büyük olması, etik ve estetiği fotoğrafın temel sorunsalı durumuna getirir. Estetik, “güzellik bilmidir.” Duyusalın “yetkinliğini” inceleyip, yasa ve ilkelerini belirleyen bilgi alanıdır. Doğasal güzelden sanat felsefesine kadar geniş bir ilgi alanını kapsar. Etik ise; ahlaksal olanın özünü, temellerini araştıran “ahlak felsefesidir.” İnsanın toplumsal ve bireysel ahlaksal sorunlarını inceleyen, felsefenin ana dallarından biri olan bilimdir. “Özerk, hetenom, formel, dinsel, mesleksel, idealist, diyalektik etik vs olarak türleştirilmektedir.

  İdealist felsefenin metafzik esaslı yaklaşımları, etik ve estetiğin yaratmadaki yerinin, “toplumsal genel yaşamı algılamayı ve anlamlandırıp uyumlamayı,” benlikdeki erdem değerleri ile bağlantılı ve doğru orantılı olduğunu ileri sürüp, savunurlar. Buna bağlı olarak da etiğin ve estetiğin “insandan yana mı? yaratmadan- yapıttan yana mı?” ayrımını irdelemeye girişirler. Felsefenin ana alanlarından olan olan estetik ve etik, daha öncül ve belirleyici olmada, hangisinin önemli olduğu, sık tarışılan, çoğu zaman uzlaşmazlığa, çözümsüzlüğe mahkum edilen konulardır. Fotoğraf için bu konu, özellikle daha “yakıcı” olmaktadır. Çünkü kullanım alanından kullanıcılara kadar çok geniş bir insanla ilişkili bir dildir. Bu genişlik onu, etik ve estetikle daha ilişkili konuma getirir.

  Sanat ve tasarım kuşkusuz, insanla ilgilidir. Ama sonuçta ister fotoğraf olsun, ister başka bir sanat ürünü olsun, üretilen daima bir nesnedir, özdektir. Metafizik yaklaşımların, etik ve estetiğin “insanda yana mı?, eserden-özdekten yana mı ?”diye oluşturdukları ikilem, “yumurta-tavuk” saçmalığından farksız değildir. Eğer plastik değer üreten biri sanatı, tasarımı ve fotoğrafı bir “yaşam biçimine” çevirmişse, tüm doğasal, toplumsal, yaşamsal ilgi ve ilişkilere bakışı; geliştirdiği “bilgelik ve erdem” niteliklerinden bağımsız olmayacaktır. Çükü hangi alanla ilgili olursa olsun YARATICI ÖZNENİN kişilik nitelikleri: “bilgelik, erdemlilik ve ululuktur.” Bu tutum ve duruşa ulaşmış yaratıcı öznenin üretimlerine yansıyan etik ve estetik, iç içedir. Kaçınılmaz olarak, egemene, geleneksele UYMAYAN bir etiğin ve estetik anlayışın temsilcisidir o. Geleneksel olan, egemen olan, bir azınlık baskınlığını temsil eden etik ve estetik anlayışa: KARŞI, BAŞKALDIRICI, İLERİ bir “etik ve estetiğin” üretilene, yapıta yansımasında, “öncelik, önemlilik” diye bir sorun asla belirleyici değildir.

  Yunan idealizmine göre; ölçülülükten orantılılığa, yarardan işleve, simetriden öğesel birliğe kadar, pek çok nitelik, “güzelliğin belirleyicisi” olarak vazedilmiştir. Bu kapsamdaki anlayışta, soyut bir “tümellik-tikellik” ilişkisi ile, “doğru, iyi, erdemli” olmak adına “etiğin yok sayılmaması gerektiği” koşul durumuna getirilir. “Estetik güzelliği yakalamak için, etik değerlerin göz ardı edilmesi, doğru değildir” hükmüne varılır. Bu soyut, dayandığı siyasi ve ideolojik alt yapıyı gizleyen yargılar, “kafa karışıklığından öte” bir değer içermez. Çünkü, soyut, sınıfı, felsefesi, ideolojisi belli olmayan ne estetik, nede etik kuramı vardır. Sömürenleri, hükmedenleri, ezenleri temsil eden her etiğin “iyi, doğru, erdemli” sayılan değerlerinin, “güzellikten önce gözetilmelidir” savı, salt egemenlerin işine yarar. Yaratıcı kişilikte oluşan değerler, egemenliğe, yönetenlere uygun estetik ve etiğe AYKIRI, KARŞIT; çoğunluğa, genel olarak sömürülen insanlığa UYGUN olmaktadır. Yaratıcı yaşam, hiçbir zaman sömürenden, ezenden yana olmamıştır. Egemen sınıfın “doğrulayıp, yasal saydığı, iyi ve geçerli” diye olumladığı değerlere “uymayan etik, etik değildir” savı, gerçekliği asla kanıtlamaz veya KARŞI OLANI etik dışı bırakmaz. Kuşkusuz fotoğrafda, “insana, topluma karşı” bir üretim değildir. Estetik ve etik her anlamda “insan içindir.” Ama “insan için” tanımı çok soyut ve bilimsel bir “içlem-tekillik, özellik” içermeyen tanımlamadır. Ezen ve ezileni belirtip, nitelemeyen bir etiğin “doğru, iyi, erdemli” değerleri, hiçbir anlam ifade etmez. Bu acıdan “etik değerlere aykırı bir yapıt, sanat yapıtı değildir” bir tekerlemeden başka bir şey değildir. Fotoğraf, “zor bir dildir.” Çelişkileri, sömürüyü, kirlilikleri, egemenliğin çirkinliklerini, kültür yozluklarını, yabancılaştırmaları, kullaştırmaları, “soyut etik adına” görmemezlikten gelmek, umursamamak, “bilincinde olarak atlamak,” gerçek “etik dışlık” duruşudur. Temel toplumsal zıtlıkları, emek, bilgi, cinsiyet sömürülerini, estetik adına “yok saymak,” her anlamı ile etik bir “soysuzluktur.” Çünkü gerçekten insana saygı, insanı gözetme, erdem; emekten, sömürülenlerden, ezilenlerden yana bir etik duruşla özdeştir.

Bu metafizik karmaşanın, ikilemin daha anlaşılır kılmak için biraz açarsak…Diğerleri gibi fotoğraf sanatçısı da, “sorgulayıcı, hesap sorucu, eleştirici” kişilik öğelerine sahiptir. En yoz, en yasaklı, en günah, en yasa dışı sayılan, gelenek diye dayatılan konuları bile sorgulayabilir. Bu niteliklerin yaşama geçmesi, evrensel anlamda “insanlığın daha güzel, daha mutlu, daha iyi, daha sömürüsüz, daha ileri,  daha gelişmiş, daha aydınlık bir yaşamı” içindir. Bu tutumda etik, sömürenden, ezenden yana bir duyarlılık değildir. Fotoğrafcının:  eleştiren, soran, sorgulayan, açığa çıkaran, direnen kimliği,” emekten, sömürülenden, ezilenden yana bir etik duruşun tam yansımasıdır.

 İnsanı insan olduğu için sevme ve saygı duyabilme erdemdir. Ama bu anlayışa ulaşmış bir fotoğraf sanatçısının, “piyasa, kar, unvan, şöhret adına,” emekten, ezilenden yana etik değerleri yok sayması olası değildir. Sanat için sanat veya salt estetik adına çalışma, insanlığa saygısızlıktan öte, ahlak dışılık ve GEÇEK SANATÇI-TASARIMCI ETİĞİNE aykırılıktır. Estetik iletişimde, ilgi ve alanı en geniş dil olan fotoğrafta, nitelenmeyen, metafizik bir etik değerlerin ÖNCÜLLEMESİ, gerçeklere, çelişkilere, kirliliklere karışmayın, “keyfinize ve çıkarınıza bakın” emektir.

ZENCİDE BEYAZ KIÇ GÖRENİNİZ VAR MI?

Previous IŞIKLA “KAMASUTRA” VE YARATICILIK (2)
Next FOTOĞRAF, ENTROPİ, ZAMAN VE YARATICILIK (1):