Makale : “Fotoğrafta Kompozisyon, Çeşitleri Öğe ve İlkeleri” (Faruk Atalayer)

Makale : “Fotoğrafta Kompozisyon, Çeşitleri Öğe ve İlkeleri” (Faruk Atalayer)

Yazan: EFSAD | 21 Ekim 2015

Tuval resim, özgün baskı, sinema, televizyon, bilgisayar sayfası (Grid), kitap kapağı, gazete-dergi ilanları, poster, afiş vs. üretimleri, hep iki boyutlu alan (sınırları tanımlı yüzey) üzerinde gerçekleşmektedir. Bunlar esas olarak görsel bilgi, daha doğrucası GÖRSEL İMGE düzenlemeleridir. Sanatın-tasarımın bu dillerinde üretilen bilgi varlıkları, iki boyutlu alanı aşarak, görsel esaslı estetik bir gerçeklik oluşturmaktadırlar. Bu sanat-tasarım gerçekleştiği sınırlı alanlarındaki güzel nesne üretiminde, ‘kompozisyon’ denilen, tüm görsel güçlerin paketlendiği düzenleme (kurulan düzen) yani kompozisyon: başarının veya başarısızlığın ana belirleyicilerden birisidir. Bu yazı teknik bir işlem gibi görünen, ama teknikten öte değerleri içeren kompozisyonu hem sanat-tasarım kapsamında, hem de fotoğraf özelinde irdeleyecektir.

1-TANIMLAR, KAVRAMLAR:

Fotoğraf (seminerlerde dağıttığım fotokopilerde belirtildiği gibi), görselliğe dayalı bir bilgi-imge düzenlemesi ve yansıtmasıdır. (Mimesis’dir.)

-Her sanat türü (en mekanik-teknik tasarımlar bile) bir bilgi iletişimidir. İnsanın duygu, düşünce, inanç, felsefe, ideoloji gereksinimlerini, değerlendirme ve yorumlarını iletmede kullandığı bir dil de görüntü üretimiyle yapılan fotoğraftır.

-Fotoğraf doğal veya yapay, kendiliğinden veya kurmaca görüntü kaydına dayanır. Bu acıdan fotoğraf hem doğrulamanın, hem nesnelleşmenin, hem de yansıtmanın yapay ama nesnel kanıtıdır.

-Uzayı kapatan her şey, üç boyutlu bir nesnedir-varlıktır. Varlıktan yansıyan ışığı kaydetmek, nesnenin-varlığın bir oluş içerdiğinin kanıtıdır. Var olmayanın fotoğrafsal görüntüsü de olmaz. Fotoğraf nesne ve varlık düzeninin veya düzenlenişinin yani yapay imgelerin, kendine özge nesnel bir anlatım dilidir.

-Fotoğraf, ışıkla oynaşmak, ışıkla dans edip sevişmektir. Işık yoksa fotoğrafta yoktur. Işığın şiddeti, dağılımı, yansıması, girişmesi, emilme yoğunluğunun düzenidir fotoğraf.

-Fotoğraf, insani bilginin görsel bir yansımasıdır. İnsani bilgi yoksa fotoğraf ve imgesel düzeni de yoktur. Bu kapsamda fotoğraf temel ve doğrudan bir bilgi kaynağıdır.

-Fotoğraf, görüntü avlama sanatıdır. İster anlık olsun, ister kurgu, binmeyenin, bulunmamışın, gözlemlenmemişin sezilmesi, izlenmesi, keşfedilmesi, bulunması ve yakalanıp kendine özge bir imge olarak yansıtılmasıdır fotoğraf.

-İnsan, aralık/espas, uzaklık değerleriyle, yükseklik kotlarıyla, detay değişimleriyle, uygun ışığı yakalama acılarıyla, faklı algılama ve görsel anlatma değişkenliklerine fotoğrafla ulaşılmaktadır. Sabit görme koşullanmalarını ve değişmez görsel algılama kalıplarını aşmayı, görünene farklı konumlardan bakmayı ve anlamlandırma esnekliğinde bulunmayı, fotoğraf insana kazandırmaktadır. Fotoğraf insan kişiliğini hem besleyen, hem de değişime zorlayan tek dildir.

-Yaşam her anıyla bir şeydir. (Süreli hareket ve değişim gerçekliğidir.) Fotoğraf ise YAŞAMA EN YAKIN şeydir. Fotoğraf yaşama farklı bir acıdan bakıp görme, perspektif olarak anlam değerlerini yakalayıp yansıtma sanatıdır.

-Atom veya hücresel esaslı paketlenme olan her nesne, varlık, üstüne düşen her ışığı ayrıştırır. (Bir kısmını yutar, bir kısmını yansıtır.) Görsel algıda bunun karşılığı ton (ışığın şiddeti), leke (yüzeysel yansıma) ve renktir.(Yansıyan frekanstır.) Üç boyutlu her şey, ışığın geliş acısına göre yüzeylerinde farklı aydınlanır. Farklı ışık değerleri, aydınlıktan karanlığa değişik tonları oluşturur. Az ışıklı yüzeyler koyu tonları, ışıklı yüzeyler açık tonları yaratır. Fotoğraf yapay ışık-gölge değerleriyle, iki boyutlu yüzeyde üç boyutlu algılama oluşturma sanatıdır.

-Kaydedilen her görüntü, iste yüzeysel, ister derin olsun, daima bir ÖZÜN-İÇERİĞİN-ANLAMIN görüntüsüdür. Biçim, öz ile uyuşmazsa, bir bütünlük yaratmazsa görüntünün estetik değeri kaybolur. Güzel fotoğraf, nokta, çizgi, leke, ışık-gölge, doku, renk, ölçü-espas-perspektif öğelerinin oluşturduğu biçimle öz arasındaki uyuma dayanır.

-Estetik, soyut-somut, nesnel-öznel insani bilginin biçim-öz varlıklaşmasını güzellik değerleriyle inceleyen bilimdir. Estetik, değer derecelenmesi olarak güzel ve çirkini kapsar. Enerjinin, özdeğin/maddenin, doğanın estetik hiçbir değeri yoktur. Enerjisel oluşumların varlıklaşmasında estetik bir gereklilik, belirleyicilik, nedensellik bulunmamaktadır. Özdeğe, doğaya ESTETİK DEĞERLERİ, ANLAMLARI, KAVRAMSALLIĞI insan yüklemektedir. Güzel ve çirkin insana göre bilgi olup, öznel değerleri içermektedir.

-Fotoğraf, estetik iletişimin bir dilidir. Her çekilen görüntü, aynı zamanda da çeken öznenin bir yansımasıdır. Çekilen görüntüye anlamı, can-ruh değerini çeken özne yüklemektedir. Bu yüzden her insan, kişiliğine, dünya görüşüne uygun olanı çeker. Fotoğraf, görüntüyü kaydeden kişiliği de yansıtandır.

-Her kaydedilen fotoğraf görüntüsünün, yapay nesne olarak muhakkak estetik bir değeri varır.(Çünkü her fotoğraf, seçiminden algılanmasına kadar insani bilgiye bağlı olarak var olmaktadır.) Fotoğrafta önemli olan güzel değeri yansıtacak görüntüyü yakalamaktır. İnsan bilinç durumuna, dünya görüşüne göre görüntüyü seçer, kaydeder. Çekenin nesnel-öznel bilgi birikimine, deneyimine, ideolojisine, felsefesine, ahlakına, cinsel duruşuna göre her seçim, güzel ve çirkin uçları arasında bir değer içerir. Bu acıdan fotoğrafın estetik değer derecelenmesi, salt insana göre, doğada olmayan, ama doğaya eklenen bir bilgi değeridir.

-Fotoğraf seçmeyi, karar vermeyi bireyselleştirmesiyle, geri besleme etkinliğiyle çekenin kişiliğini değişmeye zorlayan tek dildir.

-Kavram, dile dayalı insanın gerçeklere ilişkin ürettiği bilgi birimidir. Her görüntü kavram veya kavramları somutlaştıran yapay bilgi varlığıdır. Konsept yani seçilmiş kavram, doğrudan veya dolaylı olarak görüntüde yansır. Daha doğrusu çekilen görüntü, bir anlamı, kavramı, içeriği işaret eder. Bazı durumlarda ise, verilen, belirlenen konsepte-kavrama göre görüntü avlanır. Bu acıdan konsept, estetik değer yatan bir ön belirlemedir.

-Her çerçeve/kadraj (görüntü alanı), daima bir BOŞ-DOLU varlıklaşmasıdır. Biçim-öz arasındaki estetik uyum, bütünlük: daima bir arada bulunan zıt güçlerin birliği ve dengeliliğidir. Her görüntüde pek çok zıt güç bulunur. Fotoğraf sanatı da, plastik öğelerin oluşturduğu zıtlıklarla varlıklaşır. Bu zıtlıkların bütünlüğü ve dengesi, görsel düzenin-kompozisyonun başarılılığını belirler.

-GÖRSEL DÜZEN (kompozisyon): zıt güçlere, bu güçlere kaynaklık eden plastik öğelere, konuya, konsepte (seçilmiş kavrama, temaya), amaca göre seçilir. Seçilen KOMPOZİSON BİÇİMİ; iletiyi, öğelerin yansıttığı uyartıları en tutarlı, en uygun, en dengeli olarak yansıtmalıdır. Bu bağlamda doğru kompozisyonu seçmek, güzel fotoğrafın olmazsa olmazlarındandır.

2-KOMPOZİSYON NEDİR?

Edebiyatta kompozisyon ‘başlık, giriş, gelişme, sonuç’ denilen teknik bölümlerin bütünlüğüne dayanmaktadır. Bu biçimsel yapı, işlediği bilgi ile sonsuz çözümlere olanak verir. Görsel kompozisyon ise bir çerçeveye, sınırlanmış bir alana dayanır. Yatay-dikey konumda genellikle dikdörtgen veya azda olsa kare olan çerçevelenmiş alan, bilginin sonsuz olarak görsel biçimlendirilmesine olanak sağlar. Çünkü salt boş denilen çerçeve, asla boş bir alan değildir.

sekil01

Her sıradan insan, hatta bazı entelektüeller için bile boş sanılan alan: konumuyla (yatay, dikey, eğik-düz değil), ortasıyla (merkez ve merkez alan), köşelerle, kenarlarla (kısa-uzun), kenar ortalarıyla, köşegenleriyle sinyal gönderen bir var olandır, nesnel, etkin, dirimli bir güç alanıdır. (Zır cahil biri bile bu çerçeve öğelerini GÜDÜSEL olarak tanımlayıp niteleye bilir.)

Yine birinci dereceden algılanmayan, somut bir öğeye sahip olmayan, ama uzayı hacim, yoğunluk, ağırlık olarak kapatan her varlığın, nesnenin, yeryüzündeki konumlanışını belirleyen (dikliğini, yataylığını, eğikliğini, bükümünü, kırıklığını vs.) bir KONUM EKSENİ vardır. Gözle görülmeyen, ama yeryüzünden, mekandan YUKARIDA OLUŞUNU belirleyen bu eksenler, kompozisyonu etkileyen ana etmenlerdendir.

sekil1

Her varlık ve nesnenin böyle duruşunu simgeleyen bir ekseni vardır. Büyüklü küçüklü eksenler özellikle ölçü olarak büyüklük içerenler, hem yön gösterirler, hem de algıyı doğrudan etkilerler. Aynen merkez, köşegenler, kenar ortalar gibi görünür değildirler ama güç kaynakları olarak var olup, imge düzeninin başarılı-başarısız oluşunu doğrudan katılım sağlarlar.

İşte GÖRSEL KOMPOZİSYONUN GERÇEKLİĞİ, var olan bu alana ve alanın kendiliğinden oluşan güçleriyle (köşe, kenar, merkez, yatay-dikey, kenar orta, köşegen öğeleriyle) görüntülerin etkileşimlerine dayanır. Bu sınırlanmış güç alanına giren her şey (renk, doku, ton, çizgi, biçim vs.), alanla olan ilişkisine göre anlamlar yansıtır. Bu bağlamda, çerçevenin çerçeve (sınırlanmış alan) oluşuna dayalı güçleri içinde, görsel dilin öğeleri, istenilen bilgileri yansıtacak biçemde yer alır. Bu çerçevelenmiş alan içindeki plastik öğelerin düzeni, görsel kompozisyondur.

3-BOŞ DOLU ZITLIKLARI:

Sınırlanmış alanda anlamları yansıtan görsel imgelerin ilişkileri, kompozisyonun başarısına doğruda katılmaktadır. Fotoğraf görüntüsünü oluşturan plastik öğeler tam tekrara değil, tam aksine zıtlıklarla bütünlüğü oluştururlar. Aynı öğelerin arasında bile net-fulü, önde-arkada, büyük-küçük vs. gibi zıtlıklar muhakkak bulunur. Kompozisyonun görsel varlığını oluşturan öğeler; nokta, çizgi, leke, ton, ışık-gölge, doku, renk, ölçü ve biçimdir. Bu öğelerin etkinliği ise, tamamen çatışkılı-zıt değerleriyle ilgilidir. (Örneğin; açık tonlar koyu tonların yanında daha açık görünürler. Sıcak renk soğuk rengin yanında daha etkinleşir. Komplemanter/tamamlayıcı renkler bir arada, yan yana kullanılınca değerlerini artırırlar. vs.) Zıtlıklar arasındaki denge sınama denemelerle ve başarılı çekimlerin incelenmesiyle gelişir. Bu zıt güçlerin ilişkileri:

1-AZ-ÇOK, 2-BÜYÜK-KÜÇÜK, 3-UZUN- KISA, 4-MAT-PARLAK, 5-TEMİZ(saf)-KIRIK(kirli). 6-DURGUN-HAREKETLİ, 7-SICAK-SOĞUK, 8-AÇIK-KOYU, 9-DOKULU-DOKUSUZ, 10-ÖNDE-ARKADA, 11-YUKARDA-AŞAĞIDA. 12-NET-FULÜ, 13-AĞIR-HAFİF, 14-YUVARLAK-KÖŞELİ, 15-RENKLİ- RENKSİZ (gri) vs. gibi bir aradalıkları-birliktelikleri: dengelenmesi gereken güç nitelikleridir. Bu zıtlıkların ayarı (balansı) kişiye özge olup, çerçevedeki/kadrajdaki görüntü estetiğinin yapılanmasını sağlamaktadır. Güçler  arasındaki uyumsuzluk, ayarsızlık, görsel dengeyi bozar, estetik bütünlüğü, birliği, tamlığı ortadan kaldırır.

4- GECE-GÜNDÜZ GÖRÜŞÜ VE KOMPOZİSYON:

Görsel algı ışıkla gerçekleşir. Işık yoksa görüntü algısı ve anlamada yoktur. Dünyanın kendi etrafındaki dönüşünün, güneşe dayalı olarak oluşturduğu gece (bir anamda ışıksızlık, karanlık) ve gündüz (tam aydınlık) zorunluluğu, evrimde insan gözünde iki ayrı sinir ve buna dayalı iki ayrı görüş geliştirmiştir. Gece görüşü, insan gözündeki 55 milyon civarındaki ‘konüs’ denilen sinir hücreleriyle gerçekleşmektedir. Gündüz işe yaramayan bu sinirlerin yerine, 7 bin adet civarında olan ve ‘sopacık’ denilen hücrelerle görsel algılama gerçekleşmektedir. İnsanın gündüz ve gece görüşü fotoğraf kompozisyonlarına, TON YOĞUNLUKLARIYLA aynen yansımaktadır.

Eğer bir fotoğrafta, aydınlık-açık tonlar, alanın beşte dördünü kapsıyorsa, görüntü GÜNDÜZE AİT bir görüntüdür. Eğer alanda beşte dört civarında koyu-karanlık (ışıksız) tonlar egemense, görüntü GECEYE (ya da çok kapalı iç mekanlara veya kalın bulutların ışığı tam engellediği zamana) ilişkindir. Çok ince bulutların gökyüzünü kapadığı anlara ilişkin görüntü kayıtları, ‘süzülen ışık’ denilen, öz tonları oldukça temiz gösteren bir aydınlıkla oluşmaktadır.

Yaz aylarında güneşin ‘aydınlatma akısı’ çok fazladır. Bu kuvvetli ışık, öz tonların yitmesini (ton kaybını), koyuların-gölgelerin ise tam karanlığa (çok koyuya) dönüşmesini yaratmaktadır. Bu şiddetli aydınlıkta genellikle çekim tercih edilmemekte, zorunluluklarda filtreleme kullanılmaktadır. Ama yazın geniş gölgeler, ‘yansıyan ışıklardan’ dolayı AYDINLIK GÖLGELERİ oluşturmaktadır. Aydınlık gölgelerde yapılan çekimlerde, kompozisyonda öz renkler ve detaylar gerçek değerleriyle yansımaktadır.

Suni ışıkla yapılan stüdyo çekimlerinde, gölgeleri de aydınlatacak çoklu spotlar kullanılarak, yüzeylerin net görünmesi sağlanmaktadır. Ama flaş çekimleri özellikle sert ve koyu gölgeler, yüzeylerde parlamalar yaratığından, anısal çekimler dışında genellikle kullanılmamaktadır.

Solan sağa yazıp okuyan kültürlerde yayanlar, görmede öncelikle sol alanın sol kısımlarını görüp algılarlar. Sağdan sola yazan kültürlerde, alanın sağ kısımları algılanır. Her iki görme-algılama koşullanmalarına en uygun ışık, sağ veya sol üsten gelen kırk-beş derecelik ışıktır. Fotoğrafta UYGUN IŞIĞI yakalamak, güzel görüntü çekmenin en önemeli sorunudur. Doğru ışığı yakalamak, sınama denemelerle gelişen (çeke çeke kazanılan) bir refleksi gerekli kılmaktadır. Çekim sayısı çokluğu ve görüntülerin eleştirirsi, başarılı görüntülerin değerlendirilmesiyle doğru ışığı yakalama refleksi gelişmektedir.

Gece ve gündüz görüşe ilişkin önemli bir konuda, YÜZEY GÖLGEELERİNİN sınır büyüklüğüdür. Düz düzlemlerde yüzey gölgeleri tek tondur. Eğri yüzeylerde tonlar geçişli, yumuşamalıdır. (Degrade’dir.) Yüzey gölgelerinin geniş olması, görüntünün geceye, yüzey gölgelerinin dar olması gündüz görmeye ilişkindir.

Tüm yüzey gölgeleri, plastik sanatların tamamında HACİM ALGISI yaratır. Fotoğraf yüzeyi düz düzlemdir. Bu düzlem üzerinde kabartıların oluşması yüzey gölgeleri sayesinde olur. Açık-koyu gölgelerin birlikteliği, kompozisyondaki biçimlerin üç boyutluymuş gibi görünmesini sağlamaktadır. Köşeli (kübik, prizmatik) nesnelerde yüzey gölge sınırları, yüzeyin sınırlarıdır. Eğri yüzeyli (küresel, silindirik elipsoidal) gölge sınırları net olmayıp, degrade (yumuşatılmış, eritilmiş) ton geçişlerini içermektedir.

Tüm plastik sanatlarda YERE DÜŞEN GÖLGELER (ışık alması nesne ve varlıklar tarafından engellenmiş yüzeyler-alanlar), kompozisyonda MEKAN-ATMOSFER algısı yaratır. (Mekan yoksa yere düşen gölge de yoktur.) Eğer bir kompozisyonda YERE DÜŞEN GÖLGELER çok yer kaplıyorsa, alanın karanlık görünecek, detaylar yok olacaktır.

5-FOTOĞRAF KOMPOZİSYONLARINDA NİTELİKLER:

Fotoğraf kompozisyonunda, tonların tam kontrast olarak (ara tonlar olmaksızın) kaydedilmesi (tire filimler de olduğu gibi), KONTRAST/ZITLIK içeren kompozisyonlarının elde edilmesini sağlar. (Sert etkili düzenlemelerdir.)

Kirli beyazların, pastellerin, arzak tonların, açık grilerin, çok az gölge değerleriyle çekilen görüntüler AÇIK TONLU kompozisyonları oluşturur. (Yumuşak etkili düzenlemelerdir.)

Salt yüzey kenarların aydınlığına ve orta ton yoğunluğuna bağlı olarak oluşturulan görüntüler, detayları fulü olmuş DÜŞÜK-PASTEL TONLU kompozisyonları oluştururlar.

Düşük çözünürlü filimler ile çekilen görüntüler, renk ve tonlarda TANECİKLİ-GRENLİ kompozisyonların oluşmasını sağlarlar.

Farklı ışık yoğunluğunda çekilmiş iki görüntünün üst üste bindirilmesi, DÜŞSEL kompozisyonların yaratılmasını sağlar.(Transparan etkili düzenlemelerdir.)

Hem hareketleri yakalayan, yada hareketi hareket ederek yakalama, HIZ/DEVİNİM esaslı kompozisyonların üretilmesini sağlar.(Güçlü ritim etkili düzenlemelerdir.) Kontrastlar salt tonla ilgili değildir. Kaydedilmiş görüntülerdeki tüm öğeler zıtlıklarla değer kazanırlar. Her öğenin kullanımı zıtlıklara dayanmazsa, imge durağan, etkisiz, okunmaz bir düzlemselle dönüşür.

6-KOMPOZİSYONUN ESTETİK ÖĞELERİ:

Fotoğraf her anlamda görsel bir nesnedir. Hem fotoğrafı herhangi bir nesne olmaktan çıkaran, hem de güzel nesne olmasını sağlayan, diğer tüm görsel sanatlarla aynı plastik-estetik dil ve öğelerine sahip olmasıdır. Bu öğeler doğrudan güç kaynaklarıdır. Kendilerine özge sinyallere sahip olup, görsel algılamayı belirlerler.

Tüm görsel sanatların dili öğelerden oluşmaktadır. Bunlar noktadan çizgiye, renkten tona, tondan biçime kadar tanımlanıp nitelenmiş estetik algılama, anlama, anlamlandırma ve yansıtmanın ana elemanlarıdır. Bu öğeler, bir bütün olarak fotoğrafta da bilgi iletir. Bir anlam, bildirim/mesaj kapsamında öğelerin sınırlı alan içindeki düzeni fotoğrafın kompozisyonunu oluşturmaktadır.

Uzayı kapatan, uzayı sınırlayıp çevresinden ayrılan her şey, paketlenmiş bir varlıktır. Fotoğrafta, bu anlamda (özdeği ne olursa olsun) bir varlıktır. Ama fotoğraf, herhangi bir varlık değildir. İnsana özge bilginin, emeğin, tekniğin yoğunlaşmasıyla oluşan fotoğraf, yapay imge (yani doğrudan zihinde üretilmeyen, alet-edevatla, teknolojiyle üretilen anlamında) varlığıdır. Yapay varlık olarak oluşumunda; özel bilgi, özel emek, özel teknik ve teknoloji kullanıldığından, fotoğraf özel bir yapay varlıktır. Ama onu daha özel yapan niteliği, yakalayıp, tespit ettiği bir anı EN AZ BOZULMAYLA, geleceğe aktaran, ileten anlam varlıklaşması olmasıdır. En arabesk, en amatör kullanım ve üretimlere karşın, fotoğraf kendine özge öğe ve değerleriyle görsel iletişimde estetik bir dilidir. Bu yapay varlığın dili, diğer diller gibi, işaretlerle, simgelerle, gösterge ve görünüşlerle dayanmaktadır. Diğer plastik sanat ve tasarım alanlarının dil öğeleri, fotoğrafın da dil öğeleridir. Bunlar: NOKTA, ÇİZGİ, LEKE-YÜZEY, DOKU, RENK, BİÇİM, ÖLÇÜ, TON (IŞIK-GÖLGE), ARALIK (ESPAS), YÖN öğeleridir.

1-NOKTA: Evrende nokta yoktur. Bir işaret olarak insan icadı olan NOKTA: anlamı olmayan, yüklendiği anlamı kültüre göre temsil eden, uyarıcı sinyaller gönderme gücüne sahip taneciktir, köşedir. İnsani algı sınırlılıkların kapsamında fark edilen küçüklük öğesidir. Klasik olarak dairesel esaslı tanecik olarak biçimlenen, bir im/işaret değeri taşıyan nokta: benek, parçacık, gren, köşe, kesişim odağı-merkezi olarak varlık kazanır. Tek boyutluluğundan dolayı anlamı yoktur. Kültür tarafından yüklenen anlamı iletendir. Nokta olmaksızın, görüntü oluşturmak olası değildir.

Fotoğrafta, büyüklükleri, sıklığı, yeri, rengi, tonuyla, anlam değerlerinin oluşmasına katılan temel bir öğedir. Köşeli görünen biçimlerin değeridir. Diğer bir acıdan, özel olarak noktasal görünümlü grenli fotoğrafların, noktaya dayalı oluşmasıdır. (Düşük asa veya hızlı birinci banyo ile edinilen efektlerdir. Özellikle büyük ebatlı fotoğrafların kaçınılmazıdır.) Bu tip fotoğraflarda nokta, doğrudan görüntü örgüsünün dokusu olarak yer tutar.

2-ÇİZGİ: Çizgi de insan icadı yapay bir öğedir. Daha çok kenarlarla ilgili olup, sınırları belirleyen, sınır çizen plastik öğedir. Özel olarak tramlanan fotoğraflar, kendine özge çizgisel bir görüntü örgüsü oluşturur. Çizgiler fotoğrafta da; doku (çizgisel dokular), ton (çizgisellikle ton-aydınlık değerleri), kenarlarla biçimlerin (kalın-ince, durgun-hareketli, düz-eğri) oluşumuna doğrudan katılırlar. Konumlarıyla, yönüyle de hareketten ritim etkisine kadar çizgisellik, “görüntünün baskın karakteri de olabilmektedir.

3-LEKE-YÜZEY: Biçimlerin dış yüzeyidir, kabuk yapısıdır. Simgesel esasta, yüzey geometrisinin, aydınlık ve doku değerlerinin alansal oluşumudur. Fotoğrafın iki boyutlu düzlemsel alanında, “hacim,

kabartı ve görünüş etkilerinin meydana gelmesini, yansıtılmasını sağlayan temel öğedir. Renkli veya siyah beyaz açık-koyu değerleriyle de derinlik etkisinin ana ifade öğesi lekedir. Fotoğraf, bir

anlamda lekelerin örgüsüdür. Lekelerin dağılımındaki, düzenindeki birlik, tamlık, güzel fotoğrafın kaçınılmazıdır.

4-BİÇİM: Doğal veya yapay varlıkların görünümleridir. Biçim, varlığın görünüşüdür. Varlıkların en nesnel, en gerçekçi ve doğruya en yakın gösteren fotoğraf, biçim iletişiminin en etkili eylemliliğidir. Köşeli-yuvarlak, doğal yapay, organik inorganik, hareketli-durgun, tanımlı-tanımsız, büyük-küçük, parlak-mat/opak, morf-amorf, görüntü örgüsündeki biçim zıtlıklarıdır. Bu zıtlıklar daima birlikte olup, biri baskın-egemendir. Bunların seçimi, düzeni, dengesi, anlamın estetik başarısını oluşturur. Biçimlerin algılanmasında renkten parıltıya, hareketten ölçüye, tondan dokuya kadar farklı, şaşırtıcı, ilginç öğeler, fotoğrafın dilini oluşturur. Gerçek olan görünüşle, insanın algıladığı görüntü arasındaki farkı en aza indiren etkileşim, fotoğraftır.

5-DOKU: Doku, varlığın kabuk yapılanışıdır. Doku değerlerinin, anlama göre kullanımı, fotoğrafın zenginliğini oluşturur. Sert-yumuşak, kuru-ıslak, parıltılı-mat, pürüzlü-pürüzsüz, organik-inorganik, doğal-yapay (vs.) doku zıtlıkları; anlam ifadesinden derinliği biçimlendirmeye kadar fotoğrafın en temel öğesidir. Anlama, mesaja uygun doku seçiminin doğru yapılması, fotoğrafın estetik değerini artırır. Bazı konular ise, salt baskın-egemen doku ile ifadelenir. Ama fotoğrafın dokuda asıl olarak varlıklaştırdığı değerler; zaman ve ışıktır. Zaman ve ışık dokusunun yakalayıcısı, dondurucusu, nesnelleyicisi ve geleceğe taşıyıcısı olarak, tüm plastik sanatlar içinde en fazla olanağa fotoğraf sahiptir. Çünkü fotoğrafın temel var oluşu, ışığa dayalıdır. Fotoğraf, ışık yakalama sanatıdır. Geleceğe an olarak kalmanın yolu, özdekten yansıyan ışığın dondurulmasıdır. Bu konuda zaman ve ışık doku olarak GERÇEĞE EN YAKIN dil, fotoğraftır.

6-RENK: Renk, ışık frekanslarıdır. Boya asla renk değildir. (Işığı kimyasal olarak ayrıştırandır.) Renk başlı başına geniş bir konu olduğundan, burada birden çok renk kullanımında ki (Fotoğraf sanatının da kaçınılmazıdır.) ilkeleri göze batırmak yeterli olacaktır. Birden çok rengin kullanımında, konuya ve biçim düzenine uyumlu renk seçimi, ZITLIKLARA/KONTRASTLARA göre ayarlanır. Sıcak-soğuk, açık-koyu, kirli-temiz, az-çok ve tamamlayıcı/komplemanter vs. zıtlıklar (sümültan/anında, süksesif/ardıl ve aldatıcı renk kontrastlarıyla birlikte), en çok kullanılan armoni yaratma yollarıdır. Hangi kontrast kullanılırsa kullanılsın, renk düzeni kurmada ilke; baskın-egemen/dominant rengin seçimidir. Yani, konuya, temaya, soruna en uygun renk seçilir. Bu renge göre kontrast düzenlemesi yapılır. (Aynı renklerin birlikteliği RENK ARMONİSİ-UYGUNLUĞU düzenlenişidir. Bu tip aynı-akraba renklerden oluşan bir düzen bile zıtlıklara dayanır. Bu koyu-açık tonlar, kirlilik-temizlik gibi değer zıtlıkları ile birden çok renk armonisi oluşturmadır.)

7-IŞIK-GÖLGE: Fotoğrafın, fotoğraf olarak varlıklaşmasında, ışık ve ışıksızlık ana belirleyicidir. Fiziksel aydınlık ve karanlığın düz düzlem yüzeyinde yansıtılması, yapay görüntü varlıklaşmasının gerçekmiş gibi algılanmasını, duyumsanmasını, görünür kılınmasını sağlar. Görüntü alanında (fotoğraf yüzeyinde) gerçek gölge yoktur. Ama sanki gölge varmış yapaylığının üretilmesi, fotoğrafla gerçeğe daha yakın oluşmaktadır. Işık gölgenin fotoğraf yüzeyindeki dağılımını, yönünü, bağlantılarını, akışkanlığını ve birbirleriyle olan oranını seçme; çekenin birikimine ve kişiliğine dayanır. Gölge değerlerinin çok olması GECE KARANLIĞINI, eşit miktar ALACA KARANLIĞI, ışıklı tonların fazlalığı GÜNDÜZÜ yansıtır.

Işık gölgenin, plastik dildeki karşılığı TON’ dur. TON, bir yüzeyin aydınlık değeridir. Ton değerlerinin dengesi (açık-koyu dengesi), fotoğrafın başarısında ayarlanması gereken en önemli sorundur. Genel olarak eşitsizlik üzerine kurulu, zıtlık esaslı ama DENGELİ ton dengeleri, çok etkin ifadeleri oluşturmaktadır.

8-YÖN: Yere dik olan, merkezleyerek gören insanın görme fizyolojisine en uygun görüntü örgüsü; fotoğrafla üretilmektedir. İnsanın yön bilinci, algısı ve duygusuna en yakın sunum, fotoğrafla sağlanmaktadır. ALT-ÜST, SAĞ-SOL, ÖN-ARKA, YAKIN-UZAK gibi değerler; fotoğraf varlığının anlam, işlev ve estetik değerlerinin oluş-duruş-yöneliş konumlarıdır. Konuya, anlama, bildiriye göre yönler arası DENGE, BİRLİK, görüntünün bütünlüğünü oluşturur. Her görüntü alanında EGEMEN YÖN, anlatı biçemine, konuya, istenilene göre seçilir. Yön, fotoğraf yüzeyinde oluşan sanal perspektif derinliğinin de ana yansıtıcısıdır.

9-ÖLÇÜ: Fotoğraf, doğrudan mekanik bir ölçü esasına dayanan ölçekle var-olur. (Fotoğraf genel olarak mercek sistemine bağlı küçültme ölçeği içerir.) Görünenlerin, küçülenlerin, görünmeyenlerin konuya uzaklığını ölçülendirme belirler. Konunun sunuş yapısı, sanatçının ölçülendirme niteliğini de yansıtır. İnsanın tüm algıları ve özellikle imge üretimleri kendi ölçüleriyle doğrudan ilgilidir.

sekil03

Kompozisyon, aynı zamanda ölçü ayarıdır. Bu ayar; bakış yüksekliğinden ışık alma acısına, en önde bulunması gerekenden anlam varlığının bulunacağı yere kadar pek çok şeyi kapsar. Fotoğraf ölçülerle ve ölçümlemelerle var olur. Yine her fotoğrafın kaçınılmazı olan ritim değerleri, ölçü ayarları ile üretilir. Ölçülendirme aynı zamanda ESPAS (şeyler arasındaki mesafe-uzaklık) ayarıdır. Hem önde’ lik arkada’ lık, hem sağ’ dalık solda’ lık, hem de örtük’ lük, yakında’ lık vs. ilişkileri espasları oluşturur. Espas, büyüklük küçüklük, yakınlık uzaklık değerlerinin ayarını sağlamadır. Bu da yataya, geriye ilişkin NETLİK DERİNLİĞİNİ etkinleştirmektedir.

7-KLASİK KOMPOZİSYON ÇEŞİTLERİ:

İnsanın dik duruş fizyolojisine bağlı GÖRME BİÇİMİ (iki gözün; önde, yatay ve birbirine çok yakın konumuna bağlı olarak), bakılan nesne ve varlığı tam ortada odaklama esaslıdır. Yani her insan otomatik olarak görüneni GÖRME MERKEZİNDE iken en net görür. Bu görme biçimi, çoğunluğun, herkesin kendiliğinden ve zorunlu GÖRME BİÇİMİNİ oluşturur. Sanat tasarım insanı bu merkezi görmeyi: 1- alan görme, 2- farklı açı ve yüksekliklerden görme, 3-merkezin yerini değiştirme olarak geliştirip zenginleştirir. Bu zenginliğin kompozisyon çeşitleriyle yansımasını bulur. Bunlar:

  • MERKEZİ KOMPOZİSYON,
  • ALTIN ORAN ESASLI KOMPOZİSYON,
  • SİMETRİK KOMPOZİSYON,
  • ÜÇGEN KOMPOZİSYON,
  • YİNELEME/TEKRAR ESASLI KOMPOZİSYON,
  • EKSENSEL ESASLI KOMPOZİSYON,
  • SINIRSIZLIK ESASLI KOMPOZİSYON,
  • SERBEST KOMPOZİSYON,
  • DÜZ-İKİ BOYUTLU KOMPOZİSYONDUR.

Klasik görme biçimine dayalı (anlamlı nesnenin tam ortada olduğu) kompozisyona MERKEZİ KOMPOZİSYON denilir. İnsanın en hızlı ve detaylı olarak görmesini sağlayan bu kompozisyon, merkez alanın dışındaki öğelerle etkinliği değişiklik içerir. Eğer merkez çevresindeki öğeler renk, doku, ton, biçim vs. olarak birbiriyle aynı, benzer veya yakın değerler içerirse, gören algılayıp kendine göre anlamlandırdıktan sonra, görünenden HIZLICA KOPAR, AYRILIR. Uzun süre bu tip görüntü kayıtlarına bakılmaz. Bu yüzden merkez çevresindeki öğelerin zıtlıklar içermesi, görme-algılama süresini artırır. (Seyreden anlamak için alanda gezinir.) Merkezi kompozisyon bir acıdan herkesin kendiliğinden kullandığı bir çerçevelemedir. (Sıradanlığın bir göstergesidir.) Bundan

kaçınmak, konuya en UYGUN DÜZENİ bulmak esastır. Hiç merkezi kompozisyon kullanmamak diye bir saçmalık olamaz. Çünkü öyle konular vardır ki, anlam varlığını (örneğin önemli, kutsal kişiler, yapıtlar vs.) TAM ORTADA göstermek zorunludur. Merkezi kompozisyonda heyecanı, ilgiyi, beğeniyi artırmak, merkez çevresindeki zıtlıkların ayarlarıyla sağlanmalıdır.

ALTIN ORAN* ESASLI KOMPOZİSYON:

Bu da merkezi bir kompozisyondur. Matematik esaslı olarak MERKEZ KAYDIRMASINA dayanmaktadır. Doğada yaygın olan altın oran doğanın, özdeğin-maddenin matematiksel bir yapılanma biçimidir. Zıtlık esaslı kaymış merkez hem matematiksel, hem de görsel bir denge oluşturmaya çok elverişlidir. Genel olarak alan, üç eşit yatay-dikey eksenlere (zihnen) bölünür. Eksenlerin kesiştiği 4 noktadan biri merkez olarak seçilir. Bu merkeze anlam varlığı oturtulur.

(*ALTIN ORAN-ALTIN KESİT DÜZENLEME/KOMPOZİSYON İLKESİ:

ALTIN ORAN-KESİT: DOĞANIN BİR ÖLÇÜ-ORAN İLİŞKİSİDİR. DİRENÇ VE DENGE ESASLI, NESNE (KIRİSTALLERDE, ATOM PAKETLENMELERİNDE) VE VARLIKLARDA (ORGANİK YAPILANMALARDA BİTKİ, HAYVAN VE İNSANDA) SIK RASTLANAN, “PARÇA BÜTÜN BİRLEŞİMLERİNDE” GÖRÜNEN MATAMATİKSEL ESASLI, OĞELERİN YERLEŞME VE YAPILANMA BİÇİMİDİR. ‘Kendine bir ilave edildiğinde, KARESİNİ veren sayı, altın oranı içerir.’ (X²=x+1) BUNU ‘ikiye bölünmüş bir DOGRU PARÇASININ, küçük parçasının büyüğe oranıyla, büyük parçasının bütüne oranı EŞİTTİR’ olarak da tanımlayabiliriz. DÜZGÜN BİR BEŞGENİN; KÖŞEGENİ (Beşgenin, bütün köşegenleri aynı uzunluktadır.) ile,   (KENARI arasındaki ölçü oranı (Beşgenin, bütün kenarları birbirine eşittir.), ALTIN ORANDIR diye tanımlayabiliriz. (Buda yaklaşık 1.64 dür.) görsel sanatlarda matematiksel olarak 1.64 olarak beliren oran sonucunu GÖRSEL ÖLÇÜYLE (Görme duyusuna kazandırılmış beceriyle.) UYGULUYORUZ. GRAFİK, RESİM, FOTOĞRAF, İLLİSTRASYON vs gibi KADRAJ İLE SUNULAN GÖRÜNTÜLERDE, KADRAJI (dış çerçeveyi) yatay ve dikey olarak ÇİZGİLERLE ÜÇ EŞİT PARÇAYA BÖLÜNÜR. (Göz kararıyla.) Böylece alanda dört tane KESİM NOKTASI-MERKEZ oluşur. bu noktaların birini MERKEZ OLARAK SEÇİP, ANA-BİRİNCİL-EN ÖNEMLİ FİGÜRÜ, BİÇİMİ bu merkeze yerleştirilirse, ALTIN ORANA uygun bir kompozisyon kurmuş olur. (Konulara  göre dört kesişme noktalarından en uygun olan biri seçilir.) BU GÖRSEL DÜZENLEMEYE KAYMIŞ MERKEZ DE DENİLİR. Ana biçimin yan bir merkezde oluşu (tam ortada bulunmayışı) eşitsiz alan bölünmesi ile güçlü, zıtlık esaslı BOŞ-DOLU bir düzen sağlar. Kaymış merkez dışında kalan  alanlardaki öğeler doğru kullanılırsa, en sağlam bir kompozisyon ile görüntü düzenlenmiş olur. Uzun süre seyircinin ilgisini üstünde toplar. Nedeni ise, eşitsiz ama DENGELENMİŞ “boş-dolu” ilişkisidir. Simetri ve merkezi düzenin, kolay algılanır ve kavranır yapılanışına benzemediği için, alışkılara aykırı gelen bu düzenleme, bakan gözleri, alanda sıçramalarla gezmek zorunda bırakır.

BİLİNEN EN DENGELİ ve İLGİ ÇEKİCİ KOMPOZİSYON YOLUDUR.)

ÜÇGEN ESASLI KOMPOZİSYON:

Bu kompozisyon da görme biçimiyle ilgilidir. İnsan çok uzun-yüksek bir canlı değildir. Yere neredeyse bitişik yaşayan varlıktır. Bu yüzden insanın UFUK ÇİZGİSİ yere çok yakındır. Genel olarak da görüp kaydettiğimiz (belleğimizde biriktirdiğimiz) tüm görüntüler yere yakın ve tutunan nesne ve varlıklara aittir. Görüntü çerçevesinin alt tabanı üçgenin alt tabanı olarak düşünülürse, üçgenin sivri ucu üst kenar ortasında (yani algılamada yukarda, gökte ) olacak biçimde bir

düzenleme alanı elde edilir. Tabanda öğelerin yoğunluğu ve yukarı doğru kademeli (üçgen vari) biçim azalımı ÜÇGEN KOMPOZİSYONU oluşturur. İlginç, iddialı bir düzen olup, dengesi çok kaygı gerektirmektedir.

SİMETRİ/BAKIŞIK KOMPOZİSYON:

Doğada hem organik, hem de inorganik enerji yapılanmasında çok yaygın bir yapılanma simetridir. Simetri güçler dengesini oluşturmanın pratik bir yoludur. TAM SİMETRİ çok ender görünse de, SİMETRİK (az bozulmuş simetri) ve ASİMETRİ (çok bozulmuş simetri) simetri çeşitlerini oluşturur. KISMEN SİMETRİ ise, bir alanın bir (veya birkaç) yerinde simetri esaslı bir görüntünün bulunmasıdır. Simetriyi özellikle tam simetriyi insanlar hızlı algılar ve simetri esaslı görüntüden hızla koparlar. Çünkü genellikle simetrinin bir yarısına algılayan insan, değer yarısını beyinde tamamlayarak görmeden vaz geçer. (Soldan sağa yazan kültürler simetrinin solunu, sağdan sola yazı yazan kültürler simetrinin sağını öncelikle algılarlar.) Bu yüzden simetrik veya asimetrik düzenler (Dengelemesi çok kaygı gerektirir.) daha ilgi çeker ve daha uzun süre seyirciyi çeker.

YİNELEME/TEKRAR ESASLI KOMPOZİSYON:

Yineleme/tekrar da doğada çok sık rastlanan bir yapılanma biçimidir. Ayın veya benzer öğelerin ardıl dizilimidir. Bu dizilimde basit yata-dikey düz eksenlerden çok daha karmaşık eksenlere kadar farklı çeşitleri bulunmaktadır. TAM TEKRAR, DEĞİŞKEN TEKRAR, ARALIKLI TEKRAR gibi düzenlemeler, konuya, anlama göre seçilir. Tam tekrarı da insanlar tek tek her öğeyi izleyerek algılamazlar. Bakış

süresi kısadır. (Bir iki öğe kavranınca, beyin gerisini tamamlar.) Algılama ve anlamlandırma kısa olduğu için, tekrar düşeninden hemen koparlar. Bu yüzden tekrarda yer yer zıtlık kullanmak hem heyecanı, ilgiyi artırır, hem de bakma süresini uzatır.

SINIRSIZ KOMPOZİSYON:

Bu kompozisyonda, kenarlarda bazı biçimler kesilerek (yarım, çeyrek vs. gibi) kaydedilir. Bu eksik biçimleri beyin tamamlar. Ama kesilen değil kalan (kadrajda gösterilen) parça en karakteristik-tipik parça olmalı, bükünün anlamını taşımalıdır.

SERBEST KOMPOZİSYON:

Özellikle günümüz Postmodern dünyasında kullanılmaya çalışılan bir düzenlemedir. Hiçbir kural içermediği için, örnekler hep bu anlayışın belgesi gibidir…

Sonuç olarak kompozisyon bilgileri özellikle teknik düzeyde izlenip kullanılırsa, birikimlerin reflekse dönüşmesine yardımcı olurlar. Aynı görüntüyü farklı acılardan ve farklı kompozisyonlarla çekip değerlendirmek, birikimlere ve reflekslere büyük katkı sağlar. Ayrıca imge okuma, eleştirme dahil, kompozisyon bilgileri değerlendirmeler için ciddi ip uçları verir. Sınama deneme sayısı arttıkça, görüntü avcısı KENDİ GÖRE ve KENDİNE ÖZGE bir düzenleme biçemi geliştirir. Önemli ve edinilmesi gerekende budur.

Başarılı bir fotoğrafın estetik güzelliği bu öğelerle ve bu öğelerin düzeniyle-kompozisyonuyla yaratılır. Bu öğeler, her fotoğrafın olmazsa olmazıdır. Çünkü ANLAM, İÇERİK, MESAJ ancak bu öğelerle varlık kazanıp görünür olmaktadır.

sekil04

Faruk Atalayer



  1. Salih ÖZGENÇ |

    Sevgili Faruk ATALAYER hocamızın çok iyi bir san’at erbabı olduğunu görevlisi olduğu Üniversitenin bir neferi olarak duyduğum gibi; onun derslerini nasıl işlediği, öz çocukları gibi sevip saydığı öğrencilerine nasıl kendini sevdirdiğini yakın arkadaşlarından dinlemiştim. Salt onu dinlemek için derslerine girmeyi çok arzulamış olmama rağmen bu şansı ancak EFSAD’da yakaladım. EFSAD bu özelliğiyle de insanlara katkı sunuyor demektir bu. Özel ve güzel insan can hocamızın güzel ellerinden öpüyorum. Yüreği ve bilinci varolsun. Aydınlık Türkiyenin aydın ve akil insanlarından birisidir o. Ancak mütevazılığı bu özelliklerini göstermesine izin vermeyen bir hal tarzıdır mesai arkadaşlarına göre…

Sergi
seminer
nerede ikinci el ziyaretci defteri
Tüzük
Fotoğraf Yazıları




EFSAD mail grubuna üye olunuz
e-mail:

 

Arşivler






İletişim


Site Tasarım: Tamer Çevik
iletişim tamercevik@gmail.com

Positive SSL