EFSAD’lı kadın fotoğrafçılardan oluşan “Bir Ses Ver” fotoğraf grubu 2016 yılından bu yana “Bir Ses Ver” Sade, Bir İnsan Bin Masal, Işık Hikâyeleri, Covid 19, Sakince, Bir Ses Ver Belgesel Gösterimi, Alegori ve Bellek “Vernacular Enstalasyon” sergisi ile 2026 yılında ise “ Estetik “ Görünenin Ötesi” ile projelerini hayata geçirdi ve fotoğraf severlerle paylaştı.
Grup üyeleri bu projeleriyle çeşitli yarışmalarda pekçok ödül ve sergileme aldılar.
Her yıl farklı temalarla projelerüreten “Bir Ses Ver” fotoğraf grubunun proje danışmanlığını küratörlüğünü EFSAD eski başkanlarından Birol Kayrak yürütüyor.
“Görünenin Ötesi”
Görmek, zihnin dünyayla kurduğu bir bağdır. Estetik ise nesnede değil, bakışın cesaretindedir.
EFSAD’lı 8 kadın fotoğrafçının oluşturduğu “Bir Ses Ver” fotoğraf grubunun her bir üyesi farklı noktalarda farklı bakışlarla estetiğin peşinden koştular. Mikroda, makroda , harekette, yansımada, mevsimde, gecede, yaprakta, kalabalıkta görünenin ötesine cesaretle bakıp bastılar deklanşörlerine.
Ortaya çıkan 8 portfolyonun çıkış noktaları ve çeşitliliğini sizlere paylaşmak için sizi sunumlarına bekliyorlar.;
Proje üyelerinin çalışmaları şöyle:
Neşe Çelen – “HAYAT” adlı çalışmasında;
Estetiğin bazen kusursuzlukta değil, zamana teslim olmuş o kırılgan izlerde saklı olduğunu, bir yaprak kuruduğunda geriye hayatın bir zamanlar içinden geçtiği ince yollar kaldığını, her damarın, her ince detayın doğanın sessiz hikâyesini fısıldadığını. ve rüzgârın bir yaprağı yere bıraktığında doğanın bize yalnızca tek bir şeyi “ HAYAT” ı hatırlattığını fotoğraflarına yansıttı.
Nilgün Temel – “Hare“ adlı çalışmasında;
Estetiğin kabul görmüş güzellik olduğunu kadın zarafeti ile anlatarak cam ile ortak bir paydada buluşturdu. .
Kadının da camın da özünde şeffaflık, kırılganlık ve aynı zamanda muazzam bir direnç olduğunu, kadın ve camın bir arada düşlendiğinde sadece görünen değil yansıyan bir estetiğinde ortaya çıktığını fotoğraflarıyla anlattı..
Kadın, tıpkı prizmadan yansıyan ışığın gökkuşağı renklerine ayrılması gibi ışığı ile çevresindeki dünyayı renklendirdirir. Özgürce güldüğü, ürettiği ve var olduğu gelecek, gökkuşağının tüm renklerini kucaklayan bir gelecek olacaktır.
Çiçek Kıral – “Mevsimlerin Estetiği” adlı çalışmasında;
Kadının zerafeti ile her daim hayranlık uyandırdığını, her kadının kendine has bir güzellik taşığını, benzer şekilde dört mevsim boyunca doğanın da her coğrafi alanda kendi güzelliği ile bizi büyülediğini fotoğraflarıyla anlattı.
Değişen mevsimlerin kendini yenilemesiyle oluşan estetik görsellik ile kadının bir fotoğraf karesinde bir araya gelmesi bizi farklı bir şiirsel dünyaya götürecektir.
Fikriye Yarlıgan – “Görünmeyen Bahçe’ adlı çalışmasında;
Bazen en büyük manzaraların küçük detayların içinde saklı olduğunu mikroskop aracılığıyla inceleyerek fotoğrafladı. Meyve, sebze ve bitkilerin yüzeyleri, damarları, hücresel dokuları ve renk geçişleriyle adeta bir peyzaj oluşturduğunu, bazen bir çöl haritasını, bazen bir galaksiyi, kimi zamanda soyut bir resmin katmanlarını andırdığını yani her gün gördüğümüz doğanın iç dünyasını anlattı fotoğraflarıyla.…
A.Güzin ÖZLÜ – Kaos “1Şehir_İnsaN@” adlı çalışmasında;
Bir şehrin yalnızca bir mekân değil ;insanın içinde büyüyen bir kaosun dışa vurumu olduğunu, insanın yarattığı en büyük organizmanın şehir, sokakların damar, kalabalık ve gürültünün ise şehrin nabzı olduğunu ve fotoğraflarında bulanıklaşan kalabalığın ,modern yaşamın hızını ve yönsüzlüğünü temsil ettiğini, anlattı..
Kalabalığın içinde gerçekten var mıyız? yoksa sadece hareket eden birer iz miyiz?
Kaosun içinde kaybolan insan mı daha gerçektir. yoksa net kalan son süliet mi?
Özge Meranezlioğlu – “Gecenin Gizledikleri” adlı çalışmasında;
Dünya, gün ışığı altında detayların gürültüsüyle doludur, renkler, dokular ve yüzler bize neyi görmemiz gerektiğini dikte eder diyerek “Gecenin Gizledikleri” isimli projesinde, bu görsel gürültüyü susturmak ve izleyiciyi “öz” ile baş başa bırakmak için karanlığı bir arındırma aracı olarak kullanarak, ışığı objenin arkasına konumlandırarak, kimliği bir kenara bırakıp saf bir grafiksel varoluşa odaklandı.
Siyah ve beyazın keskin kontrastı ile yaşamın diğer renklerini reddederek gerçeği en yalın haliyle; sadece varlık ve yokluk olarak sunarak ve karanlığın içindeki öyküyü izleyicinin hayal gücüne bıraktı…
Ebru Baysan – “Kimliksiz Bedenler” adlı çalışmasında;
Bedenin, kimliğin taşıyıcısı olmaktan çıktığını, isimlerden, yüzlerden, yaşlardan ve rollerden arındığını, cinsiyet, statü, aidiyetin okunamaz hâle geldiğini, bedenin artık “birine ait” değil herkesin veya hiç kimsenin olabileceğini gösterdi.
Hareketle detaylar erir, sınırlar belirsizleşir, “Kimliksiz Bedenler” gösterilenle değil, bilinçli olarak eksiltilenle ilgilidir. Çünkü bazen, görünmeyen şey en yüksek sesle konuşandır.
Serpil Özbek – “İçkin Yapılar” adlı çalışmasında;
Kesitlerin, doğanın içkin tasarımını açığa çıkararak sebze ve meyvelerin iç yüzeylerini, doku ve ritimleriyle gözle görülmeyen izlerini, sıradanın içindeki soyut evrenini makro çekimlerle görünür kıldı. Her kesit ve parçalı kompozisyonun doğanın ritmini ve gizli düzenini ortaya çıkardığını; kesmenin ayırmak değil, görünmeyeni görünür kıldığını bizlerle paylaştı.

EFSAD | Eskişehir Fotoğraf Sanatı Derneği