FOTOĞRAF SANATINDA ÖZNELLİK, NESNELLİK VE BAŞARI:


  Öznel (Sujektif-Subjektive) kavramı salt insanla ilişikili bir kavramdır. “Kişiye özgü olan” anlamına gelmektedir. Yani, “başkalarınca doğrudan gözlenip, izlenemeyen,” ancak kişinin “bilincinde olduğu içsel-zihinsel süreçleri” ifade etmektedir. İnsan beyninin, zihninin, bilinç ve bilinç ötesi alanlarının içinde olan, “bilgisel, sezgisel, duygusal” oluşumlar, salt “o özneye ilişkin olandır.” Ayrıca, “kişiliğe bağılı, o insana ait, o insanı bağlayan, BİREYSEL TUTUM anlamında da kullanılmaktadır.

  Felsefe ve estetiğin temel kavramlarından olan “öznel: nesnel (Objektif) olanın karşıtıdır.”  Nesnel: “dışsal olarak algılanabilen, özdeksel/maddi olan” anlamına gelmektedir. Yani öznel: “ruhsalı, duygusalı, tinseli” yansıtırken, nesnel; “özdeksel/maddi olanı” yansıtır.

  İnsanın zihninde, beyninde cereyan eden her “bilgisel, sezgisel, duygusal” oluşum; “enerjisel, kimyasal, manyetik” süreçlerden oluşur. Yani tinsel her oluşum, bio-yaşamın somut işlemlerine bağlı, tam olarak “özdekseldir/maddidir.” Bu, insan öznelliğinin “gerçekliğidir.” Yani öznel ama, kişiye özgü olan somut bir gerçektir. Düşüncenin, duygunun varolan gerçekliğidir. Buna ÖZNEL GERÇEK denir. Bilimsel anlamda öznel gerçek, “idealist felsefenin” çarpık tanımından çok farklıdır. Çünkü, İdealizme göre: “nesnel-maddi olan aslında gerçek değildir. O insanın zihninde varolan gerçektir.” Yani İdealizme göre:  gerçek denilen şey özdeğin, enerjinin, nesnelin kendisi değil, insan beynide varolandır. Asıl gerçek olan, nesnel olan, düşüncede varolandır.” Bu ve benzeri yaklaşımların bilimsel değildir. Aksi, aykırı bir yaklaşımı niteleyen “diyalektik ve estetik öznel-nesnel, öznellik-nesnellik” kavramları, gerçeği daha doğru tanımlamaktadır.

  Güzel, estetik biliminin ana konusudur, temelidir. Her tür “estetik iletişimin,” görünür-görünmez ana belirleyicisi güzel olandır. Güzel varlık kazanınca, özdeğe dönüşünce nesnelleşmiş, somutlaşmış olur. Ama bu nesnellik, “bir bireye özgü, onun düşünce ve duygularına dayanan, kişisel bir tasarımı, yorumu içerdiğinden” aynı zamanda da “öznel bir gerçekliktir.” Günümüz insanlık kültüründe en yaygın,  her yaşam biçimiyle doğrudan-dolaylı ilişkili olan FOTOĞRAF SANATI, güzelden, “güzelin öznel-nesnel değerlerinden” bağımsız değildir. Fotoğraf, kaydedilip, basıldığı anda NESNEL-SOMUT VARLIK olur. Ama kişisel bir seçmeyi, bireysel yorumu içerdiğinden, o ÖZNEL BİR GERÇEKLİK, ÖZNEL BİR NESNELLİK VARLIĞIDIR.

  İnsanın iç dünyasındaki tüm bilgi birikrmleri ve bireşimleri,  yaşanmış-yaşanamamış, yalıtılmış, bastırılmış veya yaşanması umulup-düşlenmiş değerler diğer tüm insanlar için ÖZNELDİR. Bu öznelliğin ESTETİK TEKNİK, BİLGİ ve ESTETİK EMEKLE varlıklaşması; “estetik nesnelliktir.” Yani sanat ve tasarımda, öznel değerler güzellik varlıklaşmasını yaratır.  Güzel özdeğe yansıyınca, ÖZNEL BİR GERÇEK olur. Ama yapıt tüm bireyselliğine karşın, uzayda yer kapatan, ağırlığı, hacmi olan bir özdek, varlık kazanmış NESNEL BİR GERÇEK olarak, bağımsızca varolan olur. Metafizik felsefe ve ideolojilerin “düşüncede varolan gerçektir” savına karşın, sanat ve tasarım ürünü, üretilince “nesnel bir gerçeklik” olarak görülen, tutulan, tartılan somutluk kazanmaktadır.  Zihinde, düşüncede, beyinde kalan, dışa yansıyıp malzemeye dökülmeyen, biçimlendirilmeyen, ne var olandır, ne de güzelliğin nesnelleşmesidir. O, hiçliktir. İdealist felsefenin, güzellik tanımlanamaz ama “duyumsanır” savı, “düşüncede varolan gerçektir” yaklaşımının “çarpık bir yansımasıdır.” Nesnelleşen, özdekde biçimlenen güzel bilinemez, tanımlanamaz değil, tersine hem varlığıyla, hem de insan ve toplum yaşamıyla,  EKONOMİK SİSTEMLERLE doğrudan bağlantılı bir “nesnel gerçekliktir.” Çünkü ister sıradan-normal, ister estetik kişilik geliştirmiş biri olsun, insanın iç dünyası, öznel yapısı, ÇAĞLA, TOPLUM BİÇİMİYLE, TOPLUMSAL SINIF ve ZÜMRELERLE doğrudan ilişkili olduğu için, NESNEL GERÇEKLİĞİ hem somut, hemde çok boyutludur.

  Fotoğraf sanatçısı çalışmalarına kendi içsel değerlerini ve içsel zenginliklerini kattığı, kazandırdığı oranda, TEKNİK İŞ diye horlanıp-küçümsenen fotoğraf, tam bir öznel gerçekliğin BAŞARILI bir estetik biçimlenmesi olur. Biçimlenip, varlık kazandığı anda da fotoğraf; bireysel bir bilincin, tinin, benin, öznelliğin NESNEL GERÇEKLİĞİ olur. Fotoğrafı bir yaşam biçimine çevirmiş sanatçının, çekim sürecinde yakalayıp-biçimlendirdikleri: sanatçının o güne dek geliştirdiği becerilerin, duyarlılıkların, düşüncelerinin, yaşadıklarının belirli bir ağırlıktaki yansımasıdır. Konuyla, kaynakla özdeşleşerek çekilmiş her görüntüde, fotoğrafcı kendi benliğini, tinini ve değerlerini sıradan bir izleyiciye bile, görüntünün içinde,  ruhunda gösterip, algılattırması, sanatçının öznelliğini tümüyle yapıtına aktardığının bir göstergesi olmaktadır. Yada başarılı fotoğraf, bu gerçekliğe dayanmaktadır. Estetik bir görüntü, başarılı bir çekim, “sanatçının kimliğini, işlemleştirdiği içsel değerlerini, yaşama bakış açısını, eleştirisini, yargısını, farklı yaklaşım ve çıkışını, yorumunu,” kısaca görüntüde iz bırakan bireysel öznelliklerini yansıtmaktadır. Zaten fotoğraf, hangi türden olursa olsun, (belgeselden stüdyo çekimlerine kadar), fotoğrafcının kendisinden bir şey katmamış olması durumlarında, “teknik bir üründen” öte bir değer içermez, “başarılı olamaz.”

   Her fotoğrafçı, çekimde kendi bireyselliği, kendi iç dünyası, kendi öznelliği ile daima başbaşadır. Çekim anı, ne kadar sınırlı olursa olsun, fotoğrafçının iç dünyasını yaşayarak ve çekilenle özdeşleşerek kaydettikleri, kendi öznelliğinin etkileşimlerini yansıtır. Çekilen görüntünün tüm somutlukları, tüm ayrıntıları ve tüm nesnelliği ile fotoğrafta yansımış olması, benzer tipikliklerin diğer çektiklerinde de ortaklık içermesi, “tüm sanat ve tasarımın dallarında olduğu gibi, fatoğrafında öznel gerçekliğidir.” Fotoğrafçının iç dünyası, öznelliği, gizemli ve gizli bir bilinmez değildir. Öznel dünyasından yansıttığı nesnelliklerle,  yaşamını ve varoluşunu görünür kılar. Çekilenler rastgele ya da saçma-mantıksız değildir. Hem ruhsal, hem de nesnel yaşantı açısından edindikleri, okudukları, gördükleri, belledikleri, denedikleri ile kazanılmış  farklı, özgür ve anlamlı bir öznel dünyasının gücü” vardır. Bu öznel dünyanın gerçekliği ile, fotoğrafın yapay esaslı nesnel gerçekliği, BÜTÜNLÜK, BİRLİK, (EKSİLTİLEMEZLİK) İÇERİNCE: fotoğrafın estetik güzelliği doğar. Yani görüntünün “başarılı bir estetik değer” olabilmesi, fotoğrafçının “öznel dünyasını, ruhunu” çalışmalarına aktarabilmesiyle doğru orantılıdır.  Kısaca teknik, bilgi, beceri, konu, konsept kadar, fotoğrafı fotoğraf yapan en önemli bir nitelik; fotoğrafçının içsel dünyasını, öznelliğini görüntüye aktarması, konuyla özdeşleşmesi ve bütünleşmesi,  çektiğini “yaşamasıdır.”

BİLİYOR MUSUNUZ? IŞIK-GÜNEŞ YOKSA, ÜZÜM ÜZÜME BAKA BAKA KARARMAZ.

 

     

 

Previous FOTOĞRAF, GELECEK, GELECEK KURGUSU VE YARATICILIK:
Next Büyülü Ülke Fas